Anne, “Darbe” Ne Demek?

Anne, “Darbe” Ne Demek?

15 Temmuz gecesi Türkiye şok edici bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. 1980 sonrası kuşaklar fiili bir darbe ile hiç tanışmamıştı. Önceki kuşaklar belki darbelere aşinaydı ama bu defa başka bir şey oluyordu. “Ancak filmlerde olur,” denilebilecek cinsten bir çılgınlık yaşanıyor; bir milletin uçakları aynı milletin Meclis’ine bomba yağdırıyor, sokaktaki insanlara kurşun sıkıyordu.

Her şeye rağmen halk sokaklara indi ve dünya siyasi literatürüne geçecek bir inisiyatifle bu darbe girişimini, daha doğru tabirle bu çılgınlık halini engelledi. Yaşananlar kadar bu çılgınlığın faili de şaşırtıcıydı. Olayın arkasında bir süredir devlete kafa tutmakta olan FETÖ yapılanması mensuplarının olduğu anlaşıldı. Türkiye kamuoyunun daha birkaç yıl öncesine kadar bir dinsel hareket olarak gördüğü oluşum, bir terör örgütüne dönüşmüştü. Nasıl olmuştu da kendi halindeki saf inananlar adeta gizemli bir tarikatın neferleri haline getirilmişti?

Psikiyatrinin bütün bu olanları nasıl açıkladığını görmek için belki de çocukların o saf sorusuna dönmek gerekiyordu: “Anne, darbe ne demek?”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan ülkeyi 15 Temmuz darbe girişimine götüren sürece olabildiğince etraflı bir biçimde bakarak bir tür toplumsal özeleştiri ile sadece FETÖ yapılanmasını değil, böyle bir yapının genişleyip büyümesine yol açan toplumsal dinamikleri de ele alıyor. 

Birey ve toplum psikolojisi açısından bu ülkenin vatandaşlarına nasıl bir “oyun” oynandığını deşifre ediyor.

Darbe girişimi sonrasında birçok şey yazıldı çizildi, bu konuda birçok kitap yayımlandı, ama meselenin psikolojik boyutu üzerinde pek durulmadı.

Kendi halinde, saf, inanan insanlar nasıl kitlesel bir hezeyanın parçası haline getirildi?
Ve bir daha böyle acı bir olayın yaşanmaması için toplum olarak ne yapabiliriz?

Bütün bu soruların cevapları bu kitapta… 

 


Kitaptan Alıntılar

Darbeciler bu toplumun ürünü. Hainlik retoriği arkasına saklanma, konuyu dış nedene bağlama kolaycılığı yerine biz nerede hata yaptık diyebilmeliyiz.

Benim darbecim iyi, senin darbecin kötü diyorsak kendimizi kandırıyoruz demektir. Kendimize karşı bile dürüst değilmişiz diyelim.

Çok açık ki, iki güvensizlik FETÖ/PDY’nin yoluna asfalt döktü. Birincisi askeri ve sivil istihbaratın birbirine güvenmemesi, ikincisi de askeri aklın halkın değerlerini tehdit olarak görmesi ve güvenmemesi.

Olaya kuşbakışı bakmayıp sadece FETÖ’nün kumpas mağdurlarını savunuyorsanız, 28 Şubat ve Batı Çalışma Grubu(BÇG) kumpaslarını ve mağdurlarını görmüyorsanız önyargılısınız demektir.

Askeri birliklerde din özgürlüğünü tehlike olarak görüp yasaklamayı savunuyorsanız, yasakçılığın FETÖ’yü doğurduğunu görmüyorsanız çok fena yanılıyorsunuz. Çağı kaçırmışsınız demektir.

Dini duyarlılığı olan bir liderliğin ve hükümetin Türkiye’yi Humeynivari bir darbeden kurtarmasını demokratik özgürlüğe borçlu olduğumuzu unutmayınız.

Genelkurmay Başkanı bile olsanız halkın değerlerin içselleştirmeyen bir orduyu yönetemeyeceğinizi artık görmelisiniz. Halkın değerlerinden korkmayınız, küçük gördüğünüz yurdum insanı ordunun şerefini kurtarmadı mı?

Cemaat veya tarikat mensubu olabilirsiniz ama cemaatçi kayırmacılığınız varsa zulüm içindesiniz. Alimseniz bile zalimsiniz.

Cemaat veya tarikat mensubuysanız ama bunu ticari ve siyasi kazanıma çeviriyorsanız din düşmanı kadar dine zarar verdiğinizi bilmelisiniz.

Satış Noktaları