skip to Main Content
Asker İle Cemre

Asker İle Cemre

Bir yanda, ilahi aşkı bulmak için mecazi aşkın kıyılarında gezinen bir delikanlı: Hafız Ali Osman…

Diğer yanda ise, hayatına yepyeni bir yön vermek üzere çıkış yolu arayan iyimser bir genç kız: Cemre…

İki genç arasında yavaş yavaş büyüyen, benzersiz bir aşk hikâyesi ile bu topraklarda yaşanan her türlü vakada olduğu gibi yaşanan çelişkiler, tesadüfler ve gündelik heyecanlar… Üstelik eski Türk musikisinin o unutulmaz nağmeleri, tasavvuf sohbetleri ve siyaset eşliğinde…

Bir kurgu ve anlatı ustası olan Ömer Lütfi Mete’den, bildiğimiz aşk romanlarının çok dışında bir aşk romanı. Çok katmanlı, akıcı ve her okumada farklı anlamlar vaat eden derinlikli bir hikâye.

“Hafız… Sen hakiki aşka ulaşmak için kendini Cemre’den mahrum etmenin şart olduğunu mu düşünüyorsun hâlâ? Hayır, sen hâlâ kendi derdindesin. Her bakımdan… Hâlâ senin senliğin devam ediyor. Sen hâlâ varsın… Sen hâlâ var isen, aşkın hiçbir çeşidi yok demektir.”

“Peki ama efendim, benim yok olmam için Cemre’nin tamamen silinmesi gerekmiyor mu?”

“Bak Hafız, bu çok basit… Marifet nerde biliyor musun? Marifet bir tane değil, milyon tane Cemre’ye rağmen ve onlarla beraber aşkın hakikisine ulaşabilmektir. Hiçbir şeyle ilgisi olmayanın, bütün ilgisini Allah’a yönlendirmesi marifet değil ki. Marifet Cemre’lerle, Eşref’lerle, Ömer’lerle beraber; onları da severken Allah’ta yok olabilmek…”

Asker İle Cemre

Kitaptan Alıntılar

Demek çağımızda Leyla da var Mecnun da... Bu sizinki ne oluyor? Asker ile Cemre mi?
O, parlaklığına rağmen aydınlatmıyordu, çünkü şimşekti. Sen derinliğine rağmen sulamıyordun, çünkü seraptın. Siz ikiniz, dostlarınız için tekrar edip duran tabiat harikalarısınız, o kadar…
Aslında kendi kendinle çelişiyordun; çünkü sen, çok sık âşık olan ve âşık olunca da aklını kafasından çıkarıp yastığının altına koyduğunu söyleyen biriydin.
Bizzat Hafız, bu alkışları Hallac-ı Mansur’a atılan taşlara benzetecekti az sonra. Çocuğun kendisine uzattığı gülü alırken gözlerinden iki damla yaş süzülmesi de bundandı. Evet, Mansur gibi hissediyordu kendini artık. Tartışılmazdı bu. Masum bir çocuğun, getirdiği bu çiçek kanattı yüreğini.
“Bak Hafız, nice Kur’an okuyan vardır ki Kur’an onlara lanet eder. Nice namaz kılan vardır ki namaz onlara lanet eder. Nice başını örten vardır ki başörtüsü onlara lanet eder. Bu böyledir diye, ne başörtüsü ne namaz ne de Kur’an horlanmış olmaz...”

Satış Noktaları

Back To Top