skip to Main Content
Cezasız Eğitim 2

Cezasız Eğitim 2

Çocuk bir türlü söz dinlemiyor, kardeşine kötü davranıyorsa…

Ödevini yapmıyor, okuldan sürekli şikâyet geliyorsa…

Aile içindeki sorumluluklarını yerine getirmiyor, yetişkinlere saygısızlık yapıyorsa…

“Bu davranışların karşılığını görmeli,” deyip cezalandırmalı mı?

Yoksa “Artık baş edemiyorum,” diye ilaca mı başlamalı?

Kızarak, azarlayarak, ceza vererek çocuğun davranışları düzeltilebilir mi? Yoksa ceza, yetişkinin çaresizlik gösterisi midir?

Evet, ceza bir eğitim aracı değil, bir aşağılama davranışıdır…

Cezasız Eğitim kitabında çocukla çatışmanın onun kişilik gelişimini nasıl etkilediğini, tepkisel hale getirdiğini, öfke kontrolünü bozduğunu… Cezanın kısa vadede işe yarasa da uzun vadede çocuğa değersizlik hissi yaşattığını ayrıntılarıyla anlattık.

Peki, kızmadan, ceza vermeden çocuk eğitimi olur mu? Olursa nasıl olur?

Cezasız Eğitim 2’de işte bu soruların cevabını aradık.

Pedagog Adem Güneş, Cezasız Eğitim 2‘de ‘öğrenme’ yerine, ‘edinmeyi’ tarif etti. Edinebilmek için ‘merak-heves-istek’ üçlüsünün önemini anlattı. ‘Kalıcı Öğrenmenin Üç Derinlik Boyutu’na değindi.

Çocuğun kişilik gelişimini önemseyen anne babalar ve eğitimcilerin bakış açısını değiştirecek bir kitap…

Cezasız Eğitim 2

Kitaptan Alıntılar

Anne Freud'un dediği gibi "Bütün kişilik bozukluklarının kökeninde öğrenme kusurları vardır.
Edinme; ruhun öğrenmesi, ruhun bilgiyi kendi bütünlüğüne dahil etmesidir.
Kalıcı öğrenmenin ilk şartı, eğiticinin, çocuğun kendini “güven ve emniyette” hissedeceği bir eğitim zemini hazırlamasıdır.
Öğretmen, öğrencisinin hem gözü hem kulağına hitap ettiği gibi anlattığı dersin özelliğine göre dokunma, tatma, koklama gibi öğrencisinin en az bir duygu organını daha devreye sokacak çözümler üretmelidir.
Eğiticiler, kendilerine emanet edilen masum çocukları birbirleriyle yarıştırmak yerine, “merak, heves, istek” duygularını harekete geçirmelidir.
Çocuğun bir bilgiyi edinmesinde 3 temel şart vardır: Güven, hoşgörü ve tevazu.
Çocuğu ile kaliteli vakit geçirmek isteyen bir anne babanın kazanacağı en üstün beceri, “anı yaşama” becerisidir.
Bir yetişkinin kendisinde geliştireceği en önemli özellik, çocuğun merak duygusunu keşfedebilecek derinlikte duyarlılığa sahip olmaktır.
Hiperaktif zannedilen birçok çocuk aslında üzerindeki baskı ve zorlamalar nedeniyle kıpır kıpır ve hareketlidir.
Çocuğuna güzel bir kişilik kazandırmak isteyen ebeveynler, onlarda, öne geçme çabası oluşturmak yerine, “içinde bulundukları anın kıymetini bilme becerisi” kazandırmalıdır.
Çocuk yetiştirmenin özü, çocuğun kendi eserini ortaya çıkarmasına izin vermektir. Bu, çocuğun “varoluş izni”dir.
Çocukla ilgilenmek, onun adına düşünmek, onun adına karar almak, onun adına bir şeyler yapmak değil; ona kendi işini kendisi yapabilmesi için adım adım rehberlik etmektir.
Çocuğun kişiliğinin zarara uğramasına, çevresindeki yetişkinlerden kötü muamele görmesi değil, kötü muamele gördüğü kişi ile yine de iyi olmak zorunda olması sebep olur.
Hani birçok anne baba sorar ya, ‘çocuğumun yeteneği nedir?’ diye… Çocuğun yeteneği, heves ettiği şeydir.
Eğitimci, çocuğun her bir öğrenme basamağını “küçük adımlarla” ve “başarma hazzı”nı tada tada çıkmasına izin vermelidir.

Satış Noktaları

Back To Top