skip to Main Content
Dersaadet’te Ramazan Akşamları

Dersaadet’te Ramazan Akşamları

Kültür dünyamızın önemli simalarından Dursun Gürlek’in süzgecinden geçen ve yine kültür dünyamızın canlı tablolarından olan yazarların, şâirlerin, edebiyatçıların ramazanlarla ilgili hâtıraları… Kendisinin Dersaâdet’te Ramazan Akşamları adını verdiği bu kitapta, Refi’i Cevad Ulunay, Münir Süleyman Çapanoğlu, A. Râgıp Akyavaş, Ercüment Ekrem Talu, Safiye Ünüvar, Ayşe Osmanoğlu, Mehmet Kaplan ve Süheyl Ünver gibi İstanbul yazarlarının yanı sıra daha birçok kalem erbabının yazısı bulunuyor.

“Ramazan piyasası ilk akşamın terâvihinden sonra başlardı. Galata Köprüsü’nden boşalan arabalar, muhteşem faytonlar, kupalar, landonlar, konak ve saray arabaları katar hâlinde Beyazıt’a çıkarlar, Mürekkepçiler önünden kıvrılarak Vezneciler’e girerler, Unkapanı Köprüsü’nden geçenler Zeyrek’ten Vefâ’ya tırmanırlar, Şehzâde Câmii’nin yanından Direklerarası’na dökülürlerdi.”

“Her yaştan, her sınıftan genç ihtiyar, kadın erkek birbiri üstüne yığılmış, yanaşık nizamda binbir ayak bir ayak hâline gelmiş, nefesleri birbirlerinin ensesini sıcak sıcak okşamakta. Elhâsıl velkelâm sökülmez, geçilmez bir izdiham. “

Bu hâtıralar yığını olanca çeşnisiyle, bol malzemesiyle, renkli levhalarıyla bir nevi “ramazan edebiyatı” diyebileceğimiz bir edebiyat türünü ortaya çıkarıyor. “Ramazan medeniyeti”, “Ramazan edebiyatı”yla daha canlı, daha heyecanlı bir hâle geliyor.

Dersaadette Ramazan Akşamları

Kitaptan Alıntılar

Bizde mübârek gecelerde kandil yakmak âdeti Sultan Birinci Ahmed zamânında başlamıştır.
Sünbül Sinan Dergâhı’nın şeyhi olan Necmeddin Hasan Efendi bir Mevlid gecesi dergâhın kapısını kandillerle donatmış ve minarelerde ilk defa kandil yakmak usulünü koymuştur.
Mahya Türklere mahsus tezyini bir sanattır.
Yatalaklar, yataklarında can çekişenler müstesnâ olmak üzere iftardan sonra herkes îfâsı mutlaka lâzım gelen İlâhî bir fariza imiş gibi sokaklara, meydanlara, tâ fecre kadar açık bulunan çarşı pazara koşardı.
Zevk ve tarab, cümbüş ve safâ, çengi çingâne bu minval üzre durmadan dinlenmeden sahur vaktine kadar devam eder, davul gümbürtüleriyle şimdiki üniversite meydanında –o zaman Seraskerkapısı- atılan sahur toplarıyla evlerine dönerler, söğüşlü, düdüklü makarna, hoşaflı sahur yemeklerini yiyip Ashâb-ı Kehf uykusuna dalarladı.
Boğaziçi’nin sinesine ilişen sâhilsaraylar onun güzellliğini örtmemek, ona sıklet vermemek için âdeta yerlere serilirler, en ufak bir çirkinliğe âlet olmaktan çekinirlerdi.
Sultan II. Abdülhamid’e çok sevdiği amcası Sultan Abdülaziz’den iki şey tevarüs etmemiştir: Biri dedikodu sevmemek, diğeri yemek merâkı.
Zeki Sultan’ın sarayında bir ramazan gecesi geçirenlerin bir ooh çekerek, “Bin bir geceden bir gece çaldık ya nasılsa” deyip övünmeleri pek yerinde olurdu.
İbâdetle yıkanan ruhların ve günahlarından affı ümidiyle şenlenen gönüllerin huzur ve sevinci ile Müslümanlar bu ayda coşar, coşardı.
Kitle hâlinde namaz, kitle hâlinde niyaz, kitle hâlinde heyecan, İstanbulluları kitle hâlinde sevince boğardı.
“Zâtımla kimse sofrada yemek yiyemez” diye kânun çıkarmış olan Fâtih Sultan Mehmed’den beri hiçbir pâdişâh bendegânında birisini karşısına alıp da yemek yemek şöyle dursun, teb’asından kimseyi evinde ziyâret ve taltif etmiş değildi.
Önceleri bu dâvetiyelerin konulduğu zarflara birer değirmi de tülbend konulur ve ziyârete gelenler yanlarında bulundurdukları bu tülbentleri ziyâret esnâsında gül suyulu Hırka-i Şerîf suyu ile ıslatıp hürmeten saklarlardı.
Ramazanlarda balık ve öbür su ürünleri pişmez ve yenmezdi.
Hem oruç tutmayan hem de sahur yemeğini terk etmeyen bir herifin, karısının târiz etmesi üzerine: “Farzı tutamıyorum, sünneti de i terk edeyim?” dediği öteden beri nakledilen fıkralardandır.
Asrı saâdette ve halîfeler devrinde minâre yoktu. İlk minareyi Mısır’daki Amr bin As Câmii’nin yanına, Hicrî 58 târihinde yaptıran Mesleme bin Muhalledi’l-Ensârî’dir.

Satış Noktaları

Back To Top