skip to Main Content
Doğu’nun Ve Batı’nın Büyük Sultanı Alparslan

Doğu’nun ve Batı’nın Büyük Sultanı Alparslan

İslâm âleminin tıkanmışlık hali yaşadığı bir dönemde ortaya çıkan Selçuklularla birlikte İslâm dünyası siyasî birliğini temin etmiş, Sünnî İslâm anlayışı toplumsal hayatın merkezini oluşturmaya başlamış ve bir sonraki aşamada Türklerin kudretli eliyle Hristiyan dünyasına galebe çalmıştır.

Selçukluların tarihî rolü, Malazgirt’te kazandıkları zaferle zirve noktasına erişmiş, Türk-İslâm tarihindeki belirleyici konumları bir anlamda mühür gibi tarihe kazınmıştır. Bu noktada, Stefan Zweig’ın ifadesiyle “insanlığın yıldızının parladığı an”da tarih sahnesine çıkan Sultan Alparslan’a müstakil bir parantez açılmalıdır. Bizans’ı dize getirip Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Sultan Alparslan, aynı zamanda İslâm tarihindeki tıkanmanın önünü de açan isimdir. Dokuz yıllık kısa saltanat döneminde, izlerini dokuz yüzyıl boyunca takip edebildiğimiz muazzam bir eser ortaya koyan Sultan Alparslan, tarihin kilidini açmış, “Gordion’un Düğümü”nü kesmiştir.

Selçuklu tarihi alanında yaptığı dikkat çekici çalışmalarla bilinen Mustafa Alican, Doğu’nun ve Batı’nın Büyük Sultanı Alparslan adını verdiği kitabında, akademik bir altyapıya dayanarak tarihin gördüğü en büyük hükümdarlardan birinin baş döndürücü hayat hikâyesini tek solukta okunacak roman tadında bir üslupla anlatıyor.

Doğunun ve Batının Büyük Sultanı Alparslan

Kitaptan Alıntılar

- Malazgirt’te Sultan Alparslan tarafından kesilen “Gordion Düğümü”nün, öncelikle Anadolu’nun dönüşümünü sağlayan, takip eden süreçte ise Türkmen Beyliklerine, nihayetinde de Osmanlılara aktarılan ve isimleri İslâm ile özdeşleşecek olan Türkleri Viyana önlerine kadar taşıyacağını bildiğimiz benzersiz bir siyasî mirasın yaratılması ile sonuçlanan yeni bir ilerleme sürecini, bir ileri taarruz harekâtını başlattığı da hassaten belirtilmelidir.
- Türklerin, durdurulmamaları halinde daha ileri gidecekleri açıktı ve Boğazları aşıp Avrupa’ya geçmeleri ya da gemilerine binip İtalya Yarımadası’na yelken açmaları an meselesiydi.
- Yarının ne getireceğinin meçhul olduğu zor bir dönemde muhtemelen keçeden yapılmış bir çadırda gözlerini dünyaya açan Çağrı Bey’in oğlunun doğumu Selçuklular tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmış, talih güneşinin yükselişine bir işaret ve uğur sayılmıştı.
- Selçuklular bu mirasın vârisiydiler ve bu verasetin hakkını en güzel şekilde yerine getirmek boyunlarının borcuydu.
- Her kim olursa olsun, ister Selçuklu hanedan mensubu isterse tamamıyla yabancı biri, iddiasında olduğu herhangi bir hâkimiyet talep ve iddiasını muhakkak kendisine, Selçuklu Sultanı ve İslâm âleminin siyasî lideri, Fethin Babası, Dinin Direği ve devletin yegâne hâkimi olan kendisine dayandırmak zorundaydı.

Satış Noktaları

Back To Top