skip to Main Content
Hünkarım

Hünkarım

Sultan Abdülhamid’in dostu, sır kutusu Tahsin Paşa’nın romanı: Hünkârım

Türkiye’de ve dünyada büyük bir ilgiyle takip edilen Payitaht dizisinin Tahsin Paşa’sı Bahadır Yenişehirlioğlu, Tahsin Paşa’nın unutturulmuş hayatını romanlaştırdı.

Osmanlı İmparatorluğu ölüm kalım savaşında.

İç ve dış mihrakların tek bir amacı var; Ulu Hakan Abdülhamid’i devirmek.

Sultan Abdülhamid’in çevresinde güvenebileceği tek bir kişi bile yoktu ta ki Tahsin Paşa’yı bulana kadar.

Tahsin Paşa, aşktan ve muhabbetten anlayan, devletine ve Hünkâr’ına sonsuz sadakatle bağlı, iyi bir eğitim ve aile terbiyesinden geçmiş bir devlet adamı.

Hünkâr’ın Tahsin’e sonsuz güveni ile Tahsin’in Hünkâr’ına sonsuz sadakati…

Ve herkesi kıskandıran bir sırdaşlık, dostluk, kardeşlik…

Osmanlı Bankası baskını, Yıldız suikastı, Siyonistlerin emelleri doğrultusunda kurgulanmış planlar, 31 Mart’a uzanan günler ve bu iki vatanseverin, devletin ve milletin bekası için verdiği destansı mücadele.

Ardından gelen bedbaht yıllar: İttihatçıların zaferi, ölüm ve acı dolu isyanlar; sürgün, sevdiklerinin ölümü, yoksulluk, savaşlar, devletin yıkılışı ve yeni Cumhuriyet… Ve bütün bunları derinden yaşayan vakur Tahsin Paşa.

Bahadır Yenişehirlioğlu, bu asil yaşam öyküsünü Tahsin Paşa’nın kendi gözünden bugüne aktarıyor. Hünkârım akıcı üslubu ve ustalıklı kurgusuyla Tahsin Paşa’nın özel hayatını ve siyasi mücadelesini tüm çıplaklığıyla okurlara sunuyor.

“Hayırlar olsun,” diyerek odamdan çıktım. Bir an önce Hünkârıma bu haberi ulaştırmalıydım. Beni gören askerler hazır ola geçtiler. Kırmızı halının üzerinde yürümeye başladım. Her defasında bu kapının ardındaki şahsiyetin huzuruna çıkmak beni ilk günkü gibi heyecanlandırıyordu. Üç kez çalındıktan sonra asker kapıyı usulca açtı. Edep ve tazimle adımımı attım. Hünkârım masasında oturuyordu. Yürümeye devam ettim. Koca Sultan’ın önüne geldiğimde:

“Hünkârım,” diye seslendim.

Hünkarım

Kitaptan Alıntılar

“Paşa anlat?”
“Neyi hünkarım?”
“Hikmet sahibi bilir neyi anlatacağını.”
Anlamıştım. İçimden ‘Allah’ım, kelamımı tesirli kıl’ diye dua ederek konuşmaya başladım.
*
Sır odasındaydık. Hünkârım masasına oturmuş ben karşısında her zamanki yerimi almıştım. Odanın tam ortasında yer alan küçük mermer havuzun çanak şeklinde katlarından süzülen su ‘herkes sussun yalnızca beni dinlesin’ der gibi odanın içinde yankılanıyordu.
*
“Üç büyük eylemden bahsediliyor ikisi payitahtın dışında olacakmış, ne olduğunu bilmiyorum ama patlayıcı ve el bombaları ile İstanbul’da bir intikam eylemi gerçekleştirileceği kesin.”
Tıpkı aşkta olduğu gibi bir devrin kapanması insanlığın sınırlarını zorlar. Savaş ne ahlak tanır ne de kural. Millet olarak yaşadığımız, savaştan bile beterdi. Bilhassa benim yaşadıklarım. Sen tüm bunlara bile göğüs gerdin ve hiç isyan etmedin. Seni çok zorladım mı? Yordum mu? İstemsiz olarak bu duygudan kendimi alıkoyamıyorum. Ben de seni asla böylesine hem güçlü hem çetin bir hayatın içine sokmayı istemezdim ama şartlar böyle getirdi.
Biliyorum hep sevdin o kahverengi, yakaları samur kürklü paltonu. Her giydiğinde mutlu oldun. Üşüyor musun peki şimdi?
Aslında pek çoğu nasıl büyük bir yanılgı içinde olduklarını çoktan anladılar. Gerçi o kara günün ardından hemen anladı hepsi pek çok şeyi. Nedamet sesleri yayılmaya başladı Payitahtta. Lakin geriye dönmek mümkün değildi artık. Gün gelecek elde hiçbir şeyin kalmadığını anlayacaklar ve o gün mutlak bir vicdan azabı onları bekliyor olacak. Ömrüm olursa göreceğim bunu.
“Hayırlar olsun,” diyerek odamdan çıktım. Bir an önce Hünkarıma bu haberi ulaştırmak telaşında etrafındakileri bile görmüyordum. Neticede büyük mabeynin kapısına uzanan koridordaydım. Beni gören askerler hazır ola geçtiler. Kırmızı halının üzerinde yürümeye başladım. Her defasında bu halıların sonunda yer alan kapının ardındaki şahsiyetin huzuruna çıkmak beni ilk günkü gibi heyecanlandırıyordu. Kapıya yaklaştığımda bir an durdum. Üniformamı, ardından fesimi düzelttim. Askere bakışlarımla işaret verdim. Kapı üç kez çalındıktan sonra asker kapıyı usulca açtı. Büyük bir edep ve tazimle adımımı attım. Hünkarım masasında oturuyordu. Yürümeye devam ettim. Hünkârımın önüne geldiğimde;
“Hünkârım” diye seslendim.
Sokağı anlamak yaşamı anlamanın en kolay yoludur aslında.

Satış Noktaları

Back To Top