skip to Main Content
İslam Ve Hristiyanlık

İslam ve Hristiyanlık

7. yüzyıldaki İslâm Fetihleri, pek çok dinden insanı İslâm Devleti’nin vatandaşı haline getirdi. İslâm Devleti aynı zamanda dönemin hemen hemen tüm Doğu Hristiyan cemaatlerini de kontrolü altına almıştı: Miafizitler, Nestûrîler, Melkitler, Mârûnîler…

Peki ama bu Hristiyanlar kimlerdi? Hristiyanlarla ve öteki din mensuplarıyla karşılaşıp onlar üzerinde egemenlik kuran Müslümanlar kimlerdi? Hristiyan kaynaklarında “çöldeki kum taneleri”ne benzetilen Arap askerleri gerçekten acımasız işgal orduları mıydı? Yoksa onlar mezhepsel haksızlığa uğrayan Hristiyan cemaatler için umut ve özgürlük anlamına mı gelmişlerdi? İslâm dini, peygamberi, Müslümanların kurdukları yönetim ve Müslümanlarla Hristiyanlar arasında başlayan etkileşimler çağdaş Hristiyan yazarlar tarafından nasıl betimlenmişti?

İki dinin müsamaha sınırlarına, dinlerin siyaset mefhumuyla doğrudan ilişkisine, dönemin Hristiyan metinlerine ve Hristiyan yazarların İslâm algısına ışık tutan Zafer Duygu, İslâm ve Hristiyanlık alanında dikkate şayan bir eser sunuyor. İslâm ve Hristiyanlık, iki dinin karşılaştığı dönemi ve hemen sonrasını Hristiyan kaynaklarının penceresinden inceleyen, karşılıklı reaksiyonları analiz eden, sürece ilişkin birçok olguyu aydınlatan, bazı açılardan yeni paradigmalar gündeme getiren, İslâm-Hristiyanlık etkileşiminin peşinden giden zengin bir kitap.

Dinler tarihine ilgi duyan bütün okurlar için nitelikli ve objektif bir çalışma.

İslam ve Hristiyanlık

Kitaptan Alıntılar

Arapların yükselişleri ve başarıları, Hristiyan metinlerinde bir yanda Hristiyanlığın hak inanç olduğuna dair satırlar, öte yanda ise Arap ilerleyişi hakkındaki Tanrısal irade iddiaları ortada dururken, nasıl bir zeminde açıklanmalıdır?
***
Fatih Araplar bazen “cezalandırma aracı” olarak görülmüşlerdir; bazen “kurtarıcılar” olarak yorumlanmışlardır ve onların “kurtuluş” getirdikleri ileri sürülmüştür; kimi zaman ise Arap ilerleyişi “beklenen sonun başlangıcı” addedilmiştir. Elbette bütün bu farklı yorumların arka planında Hristiyan yazarlardaki birtakım psikolojik faktörler de öne çıkmaktadır.
***
Peki, ama kilisede barış ve sükûnet nasıl sağlanacaktır? Şüphesiz bu amacın basit ve anlaşılır yolu, imparatorlukta tüm müminlerce kabul edilecek bir “Hristiyanlık” tanımı yapmaktır. Ardından, ihtilaflı konularda her kesimi memnun edecek formüller ekseninde uzlaşı sağlamak gerecektir. Öyleyse, bu formüllerin bölünmüş durumdaki müminlerin hepsine –gönül rızasıyla ya da zorla- kabul ettirilmesi elzemdir.
***
İşoʿyab, eski Sâsânî egemenliğini kırmaları için Araplara kudret bahşeden Tanrı’yı methetmektedir.
***
“Hristiyanlığın görünüşteki mağlubiyetine sakın aldanmayın ve inancınızda sebat etmeyi sürdürün; hâlihazırda yaşananlar eski kutsal yazılarda zaten bildirilen şeylerdir ve eninde sonunda gerçek müminler kazanacaklardır!” Apocalypse of Pseudo-Methodius.
***
Kur’ân’a göre bu dinlerin taraftarları aslında İslâm’ı tebliğ eden İsa ve Musa gibi Müslüman peygamberlerden sonra, anlaşmazlığa ve ayrılığa düşerek İslâm’ın özgün çizgisinden uzaklaşmışlardır. Bir başka deyişle, önceki peygamberlerin mesajları süreç içinde birçok farklı sebeple başkalaş(tırıl)mış veya başka türlü anlaşılmaya başlanmıştır.
***
Peki, ama Hristiyanlar kimlerdir? Aynı şekilde, Hristiyanlarla (ve hatta birçok öteki din mensuplarıyla) karşılaşan ve onlar üzerinde egemenlik tesis eden Müslümanlar kimlerdir? İşte bu temel soruların yanıtlarını bilmek zorundayız. Zira karşılaşma ve etkileşim sürecini şekillendiren faktörler bu soruların yanıtlarında gizlidir: Hristiyanlık, 7’nci yüzyılda altı yüzyıllık geçmişe sahip bir dindi; İslâm ise henüz ortaya çıkmış taze bir güçtü.
***
Roma yönetimi açısından geçer akçe ise kendi siyasi gayeleridir; Hristiyanlık, Roma yönetimi için amaç değil araçtır.
***
Hristiyanlık aslında özellikle teoloji bağlamıyla 4’üncü yüzyılda kurulmuştur. Bir başka deyişle, bu din, 1’inci yüzyıldan ziyade 4’üncü yüzyıla borçludur.

Satış Noktaları

Back To Top