skip to Main Content
Kahramanı Yaratmak

Kahramanı Yaratmak

İttihadcılar, altı asrı devirmiş yorgun imparatorluğun çöküş senaryolarının çizildiği 20. yüzyılın başında, Meşrutiyet iktidarının meşruiyetini sağlamlaştırmak için ihtişamlı mazinin değerlerine sıkı sıkıya sarılmışlardı. Altı yüz yıla yayılan parlak zaferlerin şanlı kahramanlarının yeniden hatırlatılmasıyla, halkın bozulan maneviyatının yükseltileceği hesap edilmişti. Bu kahramanlardan biri de Alemdar Mustafa Paşa idi. Tarihimizin ilginç ve en çok tartışılan simalarından olan Alemdar Mustafa Paşa, payitaht İstanbul’da 3 ay 19 günü sadrazamlık görevi olmak üzere sadece dört ay ömür sürmüş olmasına rağmen, Osmanlı siyasi tarihinin akışını değiştirmek, yenileşme hareketlerinin önünü açmak, anayasal ve demokratik süreci başlatmak ve hatta insan hakları gibi modern kavramları Türkiye kamuoyunun gündemine getirmek türünden referanslarla tarih, hukuk ve siyaset bilimi gibi farklı disiplinlerde çalışan birçok araştırmacının ilgi sahasında yer almıştır.

Prof. Dr. Kemalettin Kuzucu, Kahramanı Yaratmak adını verdiği bu çalışmada İttihadcıların, Alemdar Mustafa Paşa üzerinden, bugün anma töreni diye ifade edilen ‘ihtifal’ olgusunu, İttihad ve Terakki popülizminin, Meşrutiyet’i ve bunun öngördüğü yönetim sistemini kitlelere benimsetmek için nasıl etkin biçimde kullandığını enfes bir üslupla anlatarak Türkiye’de tarih yazımı alanında yapılan ender çalışmalara bir yenisini ekliyor.

Alemdar Mustafa Paşa’nın monografisini okudukça geleneğin nasıl icat edildiğini bir kez daha göreceksiniz…

Kahramanı Yaratmak

Kitaptan Alıntılar

• Osmanlıcı, İslamcı, milliyetçi, Batıcı, liberal ve materyalist dünya görüşlerine sahip Meşrutiyet entelijansiyasının geçmiş bilincini ve tarih bilimine yaklaşımını ortaya koyan yorumların, tarihyazıcılığının sorunlarını tartışan günümüz araştırmacılarına da birtakım temel fikirler kazandırması umulmaktadır.
• Alemdar’a karşı asker ve bürokrasi çevrelerinde oluşan nefret, her yenilik hareketinin doğal muhalifi olan ulemanın husumetiyle birleşmiş, buna bir de adamlarının payitahtta estirdikleri terör eklenince Alemdar’ın saygınlığını kalmamıştır.
• Yeni yüzyıla çeyrek asırdır tahtta bulunan II. Abdülhamid idaresinde giren Osmanlı Türkiye’sinin ilk önemli hadisesi şüphesiz, otuz iki yıl aradan sonra 23 Temmuz 1908 tarihinde yeniden meşrutî sisteme geçilmesidir. Kurduğu modern eğitim sistemini her kademeye yaymasına, imparatorluğun iki ucunu kara ve demiryolu ağlarıyla birleştirmesine, Anadolu’yu ve Rumeli’yi sağlık ve kültür yapılarıyla donatmasına, ziraî ve sınaî hamlelerle iktisadî yatırımların önünü açmasına rağmen muhalefeti memnun edemeyen Abdülhamid, otuz yıl önce lağvettiği anayasayı yeniden kucağında bulmuştu.
• Muktedir olma iddiasındaki her iktidar, teorik yapılanışını, dünya görüşünü ve politikalarını hedef kitlesine simgelerle anlatmak ister.
• Meşrutiyetçilerin simgeciliğine verilecek sayısız örnek bulunmaktadır. Millî bayram icadı, sembolik bir yeniçeri grubu oluşturularak bayram törenlerinde yürütülmesi, tarihî kahramanların ve büyüklerin ihtifal ve mevlit gibi etkinliklerle anılması bunlardan birkaçıdır.
• Osmanlı yönetimi ve aydını uzun süre etnik Türk milliyetçiliğine mesafeli durmuş; toprak bütünlüğünü muhafaza için tarihî ve kültürel milliyetçiliği önceleyen Osmanlı milleti kimliğini önemsemişlerdir.
• Osmanlılık vurgusunu ifşaya dönük bir girişim olarak İttihadcıların padişahı halkla buluşturma stratejilerinden de söz etmek gerekir.
• Müslümanların halifesi sıfatıyla Osmanlı padişahının, Kosova Zaferi’nin yıldönümünde, Rumeli fatihi dedesinin türbesinin yanı başında cuma namazı kılmasının sosyal ve politik anlamını hesap eden İttihadcılar, bu seyahatte meşrutiyet ve din kavramlarını öne çıkarmışlardı.
• İcat edilen millî bayramların, sembollerin, resmî tatillerin, seremonilerin, marşların ve çeşitli kamusal seferberliklerin hepsi, devletin siyasetinin yeni ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturulmuş yeni politikalardan başka bir şey değildi.
• İstanbul’a ve taşra kentlerine inşa ya da tamir yoluyla kazandırdığı ve Hamidiye adını taşıyan yüzlerce cami, okul, çeşme ve saat kulesi, onun İslamî söylemi ile birlikte dünyevî ve modernist yüzünü de yansıtmaktaydı.
• İzmir’in Hamidâbâd, İhsan-ı Hamid, Karataş Hamidiye, Mamure-i Hamid ve Mamürat’ül-Hamidiye mahalleleri isimleri de birbirine çok benzediğinden değiştirilmesi kararlaştırılmış ve bunlara sırasıyla Osmaniye, Mahmudiye, Mecidiye, Aziziye ve Reşadiye isimleri verilmiştir. Değişikliğe yazışmalarda karşılaşılan güçlükler gerekçe gösterilmişti, ama gerçekte, bunun İstibdâd devrini unutturma işlemi olduğunu bilmeyen yoktu.
• “Hakan-ı sâbık”ın ismini kazıma politikası Sultan Reşad’ın tahta çıkarılışından sonra hız kazanmış ve 1909-1911 arasında ülke sathında uygulanmıştır.
• Kosova meydan muharebesi, İstanbul’un fethi, Mercidabık vegası, Barbaros’un destansı zaferleri, Hoca Sadeddin’e büyük şöhret kazandıran Eğri kuşatması, Prut muzafferiyeti gibi şanlı hadiseler çoktan unutulmuştu. Geçmişi unutmanın bedeli uygarlıktan uzaklaşmakla ödenecekti.
• Bu arada, bir hafta önce yandığı için yeniden inşa edilecek Bâbıâli’nin yeni tasarımı sırasında vekillere ve büyük misafirlere mahsus girişinin Ebussuûd Caddesi’ne çevrilmesinden hareketle, arka tarafta kalacak Bâbıâli Caddesi de Adl ü İhsan Caddesi şeklinde değiştirilir; böylece ahaliye “adl ü ihsanın kendisine değilse bile caddesine” kavuşma imkânı verilmiş olabilirdi.

Satış Noktaları

Back To Top