skip to Main Content
Kar, Köpek, Ayak

Kar, Köpek, Ayak

İtalyan Alplerinde bir vadi.

Kar fırtınaları, ormanlar ve taşlar.

Bu vadinin en uzak köşesinde, unutulmuş, yıkık dökük bir baraka.

Aksi, yaşlı, kafası hayli karışık ve yalnız –ama gerçekten çok yalnız– bir adam.

Ve bir gün, beklenmedik bir şekilde kapısında peyda olan, düşük çeneli, biraz müstehzi, çokbilmiş bir köpek.

Sığınılacak tek liman doğa, bir anda nasıl en ölümcül düşmana dönüşebilir?

İnsan aklına, hafızasına gerçekten ne kadar güvenebilir?

Yalnızlık bir adamı ne kadar delirtebilir?

Dino Buzzati’nin günümüzdeki temsilcisi olarak gösterilen Claudio Morandini, tüm bu küçük, sakin, pastoral parçaları alıyor; çokça hayal gücü, biraz hüzünlü yalnızlık, çılgın halüsinasyonlar ve edebiyatın büyüsüyle harmanlıyor: Masal olamayacak kadar gerçek, gerçek olamayacak kadar büyülü bir roman Kar, Köpek, Ayak.

“Hayatın gerçeğini hiç yalansız sınırsız bir hayal gücüyle harmanlayacak bir isim arıyorsanız, o kesinlikle Claudio Morandini. Zamanımızın en iyi İtalyan yazarlarından.” – Fabrizio Ottaviani

“Edebiyat dünyamızın en yetenekli ve etkileyici romancılarından biri.” – Umberto Rossi

“Bu, tamamıyla müzikal bir ritim üzerine kurulu, ayrıntılarla bezeli, kusursuz bir roman. Morandini fazlalık olan her şeyi geride bırakarak ‘kelime’lerin değil, ‘şey’lerin romancısı olduğunu kanıtlıyor. Bununla birlikte seçtiği her kelime, yarattığı manzarada parıldıyor.” – Fabrizio Coscia

Kar Köpek Ayak

Kitaptan Alıntılar

Yalnızlığı seviyordu. Yalnızlığın onun için vazgeçilmez olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. Yine de bu soysuz ite bağlanmıştı işte. O yanından uzaklaştığında içinde bir şeylerin öldüğünü hissediyordu. Zaman durma noktasına gelene kadar yayılıyor, bu dar vadi uçsuz bucaksız bir çöle dönüşene kadar genişliyor ve adamın bedeni bir karıncaya, bir solucana dönüşene dek küçülüyordu. Bir köpek onu bu kadar küçültmeye yetiyordu. Karşısındaki bir insan olsa, mesela bir kadın olsa kim bilir ne olurdu.
İnsanlara ihtiyaç duyarız. Bir arkadaşa, bir akrabaya ya da belki bir kadına.
Bazen bu telsizlerin cızırtılarını duyuyor, kalın, gri paltolu adamların yakınlarda, çok yakınlarda olduğunu anlıyordu. Böyle zamanlarda nefes almıyor ve sesi duyulmasın diye kalbinin üzerine sıkıca bastırıyordu.
Açlık, Soğuk ve Uyku’nun tükenip kendilerini ifade edememelerinden yararlanarak onlara galip gelen Adelmo Farandola hayatta kalmayı ve gri paltolu askerlerden kaçmayı başarmıştı.
İnsanlar, karların altında kalan dağların sessizliğin krallığı olduğunu sanırlar. Oysa kar ve buz gürültülü, utanmaz, alaycı varlıklardır. Karın ağırlığı altında kalan her şey çatırdar.
Adelmo Farandola, eğer kafasında bir sorun varsa bunun sebebinin elektrik kablolarının altında geçirdiği yıllar olduğuna inanıyordu. Ben deliyim, ben deliyim, diye tekrar etti kendi kendine.
“Ben kaybolmuş birinden değil, bulunmuş birinden bahsediyorum.”
“Aynı şey, değil mi? Ortaya çıkan insanlar ya da ortadan kaybolan insanlar...”
Çığ, insanın derisini soyar, bir yerlerini kırar ya da hiç zarar vermeden onu olduğu gibi bırakırdı; çığ insanın alnında delikler ya da çukurlar açmazdı.
Hatırladıklarının gerçek anılar olup olmadığını bilmiyordu. Belki de zihnindekiler, kendimizi birdenbire daha önce yaşadığımız bir durumun içinde bulduğumuzda şaşkınlıkla etrafa bakarak nerede, ne zaman olduğunu anlayamadığımız halde inandığımız o sahte hatıralar gibiydi. Onlara inanırız, çünkü böyle anlarda o belirsizlik insanın nefesini kesecek kadar gerçek gözükür.
Her şey ölür, hepsi bu kadar.

Satış Noktaları

Back To Top