skip to Main Content
Maznun

Maznun

“Bir gün yalnızlığın mahşerinde kendi kendine söylendi: Ben niye başkalarından farklıyım?”

Hekimoğlu İsmail, cemiyet hayatı içerisinde kaybolmuş ve yabancılaşmış fertlerin, iç huzuru bulma yolculuğunu, yankısı ruhunuza dokunacak bir romanla anlatıyor…

Maznun, dinini tanıma ve dinin gerektirdiği şekilde yaşama arzusuyla dolu insanların; mahkeme, karakol ve hapishane üçgeninde verdikleri mücadelenin hikâyesi… Müslümanlık iddiasında olan ancak Müslümanca yaşamak isteyenleri el birliğiyle yargılayan toplum; kimi zaman öz evladının, kimi zaman dostunun, kimi zaman eşinin karşısında yer alıyor.

Maznun, yaşamın içinden, bize ait, dokunaklı bir feryat. Söz konusu inanç olduğunda medeniyet bıçağıyla yolları kesilen, inandıkları gibi yaşamak isteyen ve tek suçu okumak olan “Maznunlar” türlü engeller karşısında dahi inancın kanatlarıyla yükselerek güçlüye ve çoğunluğa, haklılıklarıyla meydan okuyor.

“Hapishane!..

Burada duvarların yüzü, insan çehreleri kadar asıktır. Burada tavan, direklerin ve duvarların üzerinde durmaz, mahkûmların tepesinde durur. Burada boylar cüce, sözler kısa, ümitler basıktır.

Hapishane!..

İnsan, yutan kumsala benzer. Kim bilir girenler ne zaman dönecekler?.. Kim bilir kaç gonca açılmadan solacak ve kaç baş burada apak olacak!

Orada zaman, adımların mekiğine bağlanır. Orada mekân bir yataktır. Evet, orada her şeye zincir vurulur, her şey dört duvar arasında durur. Lakin!.. Lakin hayalle iman iki kanat olur, öyle insanları, öyle diyarlara alır götürür ki, oraya ne savcı ulaşır ne gardiyan!..”

Maznun

Kitaptan Alıntılar

* 1953 yılının bir akşamında, uzun zamandır görüşmediği mektep arkadaşı Nuri, yanına geldi. Ona bir kitaptan paragraflar okudu, anlattı. Nuri okuyup anlattıkça, o, ruhundaki pılı pırtıyı toplayıp bir başka âleme taşınıyordu. Yabancısı olmadığı bir âleme, daha doğrusu yıllarca arayıp bulamadığı bir âleme; “Ebedî âlem, Allah’ın emri, O’nu sevmek, O’nun rızası için çalışmak, Peygamber’in izinden gitmek...” gibi şeyleri arkadaşı okuyup anlattıkça bunların her biri bir anahtar olup bir büyük sarayın kapılarını açıyordu. Her oda, her türlü tasvirin dışında süslü ve kıymetliydi.
* Nihayet, kimsesiz dünyama bir arkadaşım; evet bir arkadaşım, girdi. Mehtaplı bir gecede ve bir tarla başında... Sanki ak sakallı Hızır gibiydi: “Kitapların anlattığı nizamı kuran bir Nâzım-ı Mutlak var! Düşün, kimyadaki, cebirdeki o kanunları Allah yarattı; şu, bu âlim buldu. Kaldı ki, âlimleri de Allah yarattı. "Düşün!" diyordu, şu sinek, tayyareden çok daha mükemmel bir şey! Ondaki sanata beşer ulaşamaz. Ve düşün!..” Issız dünyama bir kapı açtı. O kapı, büyük bir yola çıktı. Tabelasında “Ebediyet” yazılıydı. Ebedî yaşamak, ebedî saadet, ebedî sevgi!.. İşte o an, muhitimle aramda sınır çizgileri belirdi.
* Her harfin bir kâtibi varken, bir ağacı destan gibi yaratıp, dallarını mısra, yapraklarını hece ve çekirdeklerini nokta yapan, her noktada kitabı yeniden yazan, bir Rabbülâlemin’i yok kabul etmek ne büyük divaneliktir!..
* Nuri biliyordu ki, imanı kahve gibi bir insana içirmek mümkün olsa, onda büyük değişiklikler görülecekti. Anneyle evladı birbirinden ayıracak tek unsur imanın derecesi ve yönü idi. Evet herkes bir şeye inanıyordu: Konuşmaya, paraya, bidata ve hakikate... Diğer yıldızlar içinde seçilmez duruma gelen Kutup Yıldızı gibi, gerçek imanı bulamayanlar, gittikleri istikameti doğru, attıkları adımı hak zannediyorlardı. Hâlbuki gerçek iman birdi, onu da İslamiyet çizip takdim etmişti.
* Şu hâl karşısında kaybolan, “Gel”deki manaya hasret kaldım. Her şeyi unuttum, onu aradım: Gezerken bir “Gel,” diyeni duysam döner bakardım, başkasına el ederdi. Kurtların ulumasından yılanların ıslığına kadar o derin ve lâhutî manaya hasrettim. Her oynayan yaprakta, her şafakta ve her gurupta bu manaya koştum. Nihayet kıvılcımın zulmeti emdiği bir anda, yine aynı ses, aynı manayla, “Gel!” diye bağırdı. Koştum, koştum!.. Dizlerimin bağı çözülünceye kadar koştum. Bir de baktım ki, “Gel,” diyen, iki elini git der gibi sallıyordu. Buna bir mana veremedim. Şaşırdım!.. Aynı şefkat ve merhamet yüklü ses devam etti:
– Kendine gel!..

Satış Noktaları

Kitap Hakkında Haberler

Back To Top