skip to Main Content
Minyeli Abdullah (Sert Kapak)

Minyeli Abdullah (Sert Kapak)

İlk kez 1967 yılında Babıâli’de Sabah gazetesinde tefrika edilen Minyeli Abdullah, o kadar büyük ilgi görür ki bu kitabı yayımlamak için bir yayınevi kurulur. Kitap olarak yayımlandığında dört ay gibi kısa sürede 50.000 adet satılır. Dönemin Türkiye’si için çok dikkate değer bir durumdur bu.

Yıllar geçer, Minyeli Abdullah yüzbinler tarafından okunmaya devam eder.

Sinemaya uyarlanır, bu defa da gişe rekorları kırar.

Peki Minyeli Abdullah’ın halkın gönlünde böylesine yer edinmesinin sebebi nedir?

“Minyeli Abdullah’ı yazarken aslında dertlerimizi yazdım, inançlı insanların dünyasını ve yaşadıklarını… O dönemde o günün şartlarına bağlı sıkıntılar vardı. İnsanlar İslami kitap okudukları için kolluk kuvvetleri tarafından karakola götürülüp nezarete atılıyorlardı mesela. Müslümanların içinde bulunduğu hali bir şekilde anlatmalıydım.”

Hekimoğlu İsmail

Minyeli Abdullah, 20. asır Müslümanını anlatır. O Mısır’da olduğu gibi Suriye’de de, Irak’ta da, Cezayir’de de, Pakistan’da da, Nijerya’da da, Türkiye’de de, hâsılı dünyanın her yerinde yaşayan bu küfür ve dalalet asrının karanlığında nura doğru yol arayan ve bulan Abdullahların hikâyesidir.

Minyeli Abdullah’ın Türkiye’yi ayağa kaldırdığı günün üzerinden tam 50 yıl geçti. Birkaç nesli büyüten kitapMinyeli Abdullah 50. yılında ilk kapağı ve özel baskısıyla yeniden raflarda…

Minyeli Abdullah (Sert Kapak)

Kitaptan Alıntılar

Evet, şu sandalyeye yığılmış et-kemik külçesinin gönlünü tasvir etmek mümkün müydü? Sevgiyi, ıstırabı, korkuyu, acıyı anlatmaya imkân var mı? Bir kadın çığlığı duysan, yahut bir erkeğin asık suratında gözyaşı görsen, bunlarla, ıstırabın şiddetini anlayabilir misin? Yoksa geçmiş ıstıraplarının biriyle mukayese eder, geçer misin?
İnsan dudaklarından dökülen kelimelerin kapsadığı mana o kadar büyük, o kadar derin ki, medeniyetin zirvesine ulaşan insanlık, bu noktada çok geridir. Denizlerin en derin yerini keşfedebilirsiniz. Dağların en yüksek noktasını ölçebilirsiniz. Fakat kimsenin, hiç kimsenin ıstırabını yahut sevincini ölçemezsiniz ve bunların gönülde meydana getirdiği halleri tahmin edemezsiniz. Değil başkasını, kendi geçmiş ıstıraplarınızın şiddetini, o ıstırapla içine düştüğünüz hâli lâyıkıyla hatırlayamazsınız. Sadece ıstıraplarınızın geçtiğine sevinir, sevinçli anlarınızın gittiğine üzülürsünüz. Burada da ıstırabın bir nevi saadet tohumu taşıdığı ve saadetin dahi bir nevi ıstırap tohumuna sahip olduğu meydana çıkar. İlâhî nizamın girift ve hâkim hali!..
İnsanlık tarihinde, hayatı bir çürük diş kabul edenlerin sayısı az değildir, demeyin ki, hayatı kötülüyorsun. Hayır! Biz mes’elelere, müsbet veya menfî sahada bir kıymet biçmiyoruz, sadece tasvir ediyoruz. Mesela, siz biraz evvel niçin iç geçirdiniz? Niçin (of) dediniz? Niçin bir sakatın yahut delinin önünden geçerken Allah’a sığındınız? Ve niçin çocuğunuz düşünce çığlık attınız? Bu (niçin)leri daha arttıralım mı?..
Evet, biz iddia ediyoruz ki, dertsiz insan olamaz. Buna (hayır) diyenlerden müsaade isteyip (evet) diyenlere şunu arz edelim ki: Dert iki cihetten gelir, biri, ulvî, diğeri süflî meselelerden...
Müslüman olmanın saadeti, İslamiyet'i yaşayamamanın ıstırabı ile kıvrananlarla; izzet-i nefis sahibi olmanın sahte izzetini taşıyan ve nefsine hakaret gördüğü için ıstırap çeken müsavi midir?
Dinine hakaret edildiği halde ses çıkarmayan, kendine hakaret edilince ejderha kesilen bedbaht, İslâm tarihini yapan mücahidlerin hangisinin ayak tozu kadar değer taşır?

Satış Noktaları

Kitap Hakkında Haberler

Back To Top