skip to Main Content
Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak

Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak

Kim ki lütuflar için şükretmez,

O’nu kaybetme riskiyle karşı karşıyadır;

Kim ki şükreder, o lütufları manevi bağlarla

Kendine bağlamış olur.

(İbn Atâullah)

Şehir boğuluyor, şehrin sakinleri de öyle. Güzide dimağların pervasızlığı, anlayışsızlığa dönüşmüş. Modern hayatın cazibesi kısa süreliğine başımızı göğe erdiriyor; ama ardı sıra, külleri kalıyor geriye ve insanlık boşanma, intihar, depresyon ve uyuşturucu yüklü kişisel ve sosyal kabristana düşüyor. İlerlemeye dair sloganlarımıza rağmen, Machado’yla birlikte acı çekiyoruz: “İnsanlarla barış içinde, ama iç organlarımızla savaş içinde yaşayış.” Ve Nabokov gibi, “beşiğin dipsiz bir kuyuya doğru yuvarlandığı”na kâniyiz.

Tevhidin tarihi, kurtuluş anlarını dinler adını verdiğimiz parlak ve erişilebilir ışığın burçlarını, yahut kadim ihtişamın katışıksız bakiyelerini belgeliyor. İslâm, bütün ihtişamıyla, başlangıçta bize verilen insaniyetimize, fıtratımıza yeniden erişme imkânı sağlıyor. Postmodern yaşayış okyanusları boyunca selametle yol almamızı mümkün kılan bir cankurtaran gemisi olarak kılavuzluk ediyor. Modern insan daima bekleme odasında duran, daha gerçek bir gelecek umudu taşıyan, ama asla buna tamı tamına erişemeyen puer aeternus olarak gözüküyor; oysa İslâm insanı, homo Islamicus kemale ermiş biridir, makinelerin ve nefsinin getiremediği türden bir seyr u sülûku tecrübe etmiş bir yetişkindir. Sosyalliğin yurdu, işte burasıdır: Erkekler ve kadınlar, çocuklar ve yaşlılar arasındaki ilişkiler için mevcut bir norm, kişisel arınma ve nefis terbiyesi arayışının yüreklendirdiği, kutlu hayat tecrübesine dair içtenlikli ve neşe yüklü bir vizyon.

T. J. Winter (Abdülhakim Murad), postmodernitenin ve bütün sahte kurtuluşların kadehinden içmiş ve sonra İslâm’ı insanın anlam arayışına götüren kesin bir anahtar olarak tanımış bulunan bir postmodern dönem çağdaşı ve düşünür olarak Allah’ı bütün isimleriyle öğreten tek dinin potansiyel ihtişamını ortaya seriyor.

Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak

Kitaptan Alıntılar

* Bu kitap, dört başı mamur bir öğünden ziyade, tadımlık bir çeşni sunma iddiasındadır. Makalelerin bazısı uzman ya da akademisyen, bazısı ise nispeten daha avamî olan, birbirinden çok farklı okuyucu kitlesine hitap ediyor. Yine de ortak bir nokta var ki, o da yeni binyılın Müslümanların tarihinde önemli bir dönüm noktasına denk gelmiş olduğudur. Sonuçları hakkında konuşmak için vaktin henüz çok erken olduğu postmodernite ve siyasal meydan okumalar, birbiri içine geçmiş aşırılık ve lâkaytlık krizini besliyor. Ancak bakışımız ve söylemlerimizde bunu sürekli göz önünde bulundurmak
suretiyle, ayrıcalıklı üyeleri bulunduğumuz büyük iman ve hayat girişiminde aydınlık bir gelecek tasarlayabiliriz.
* Geleceğin bilgisi Allah’a mahsustur ve sadece peygamberler gaybdan haber verebilir. O halde, takip eden sayfalarda yapmam gereken şey, gaybdan haber vermek değil, bilinenlere dayalı olarak tahminlerde bulunmaktır. Allah-u Teâlâ, ister bazı doğal âfetler ister dünyanın sonunu getirecek bir dizi savaşlar, isterse de bir biyolojik savaş laboratuvarındaki deney kabının dikkatsizce yere düşürülmesi sonucu olsun, tarihin seyrini değiştirmeye kâdirdir. Zamanın (dehr) hiçbir zahmete düşmeksizin Yaratıcısı olarak, bir yaprağı yere düşürdüğü kolaylıkta, tarihi de sona erdirebilir. Bunu önümüzdeki birkaç ay içinde yaparsa, bana ait öngörülerin hiçbir değeri olmayacaktır. Dolayısıyla, bu çerçevede benim tüm yaptığım, İslâm’ın muhtemel geleceğinde, yani önümüzdeki birkaç yıl veya onyılda -herhangi bir âfetle kesilmemesi şartıyla- devam edecek gibi görünen günümüz trendlerini
göz önünde bulundurarak şimdi hakkında konuşmaktan ibarettir.
* Şunu sormalıyız: İslâm dünyasının çekirdek bölgesindeki dinî uyanış hareketlerine liderlik yapanların kaçı, moderniteyi temellendiren fikirleri gerçekten
doğru olarak bilmektedir? Hatta kaçı zamanımızın temel entelektüel sistemlerinin ismini bilmektedir? Yapısalcılık, postmodernizm, analitik felsefe, eleştirel
teori ve diğerleri onlar için kapalı kitaplardır. Onlar, bunun yerine, “Uluslararası Siyonist Mason Entrikası” veya “Yeni Haçlı İstilası” ya da buna benzer kuruntuları
mırıldanıyorlar. Eğer birçok İslâmî hareketin niçin başarısız olduğunu anlamak istiyorsak, belki de modern dünyayı entelektüel olarak kavrayamayan bu liderler
hakkında bilgilenmekle işe başlamalıyız.
*Çeşitlilik, her zaman İslâmî kültürlerin bir karakteristiği olmuştur. Halbuki Orta Çağ Hıristiyan kültürleri, bu çeşitliliği bastırmaya gayret etmişlerdi. Bununla birlikte günümüzde Müslümanlar arasında İslâm’ın totaliter biçimlerine taraftar olma yönünde artan bir eğilim mevcuttur. Genç eylemci, “Benimle hemfikir olmayan herkes günahkardır ve cehenneme gidecek” diye bağırıyor. Bu zihniyet, hiç şüphesiz Haricîlerin tekfirini hatıra getiriyor. Fakat bu zihniyetin modern ümmet içinde niçin geliştiğini anlamak için biz, salt şeklî tarihi değil, içinde
bulunduğumuz durumun psikolojik tarihini de anlamak durumundayız. Dinî hareketler, sadece doktrinler ve kutsal metinlerden ibaret değildir. Aynı zamanda insan topluluklarının umutları ve korkularının da ifadesidir.
* Çok acil ve inkâr edilemez çevre meselelerinden biri küresel ısınmadır. Bir yüzyıl boyunca sera gazlarını gökyüzüne pompaladık ve bu faaliyetin karşılığının ödenmek zorunda olduğu gerçeğini daha yeni yeni fark ediyoruz. Müslümanların bu meseleye -Batı’dan çok daha fazla İslâm ülkelerini etkileyecek olmasından dolayı değil ama- büyük bir dikkatle odaklanmaya ihtiyaçları var. Müslüman dünyada, rahatsız edici bir şekilde, çok az kişi bu sorunla ilgili görünüyor. Rio Zirvesi’nde birçok İslâmî ülke, bu meseleye kayıtsız kaldı. Hatta çevresel kontroller aleyhine en fazla kampanya yapmış ülkeler, çoğunlukla Müslüman olanlardı: Körfez ülkeleri, Brunei, Kazakistan ve diğerleri. Bunun altında yatan sebep de, bu ülkelerin ekonomilerinin büyük oranda petrol ve gaza bağımlı olmasıydı.

Satış Noktaları

Back To Top