skip to Main Content
Terk Edenler

Terk Edenler

Deming’in annesi, yasadışı bir Çinli göçmen olan Polly, bir sabah güzellik salonundaki işine gider ve bir daha evine dönmez. Ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştur adeta. On bir yaşındaki Deming, cevaplanamayan sorularıyla şaşkın ve yalnız kalır. Sonunda iyi niyetli bir profesör çift tarafından evlat edinilen Deming, Bronx’tan küçük bir kasabaya taşınır. O artık Daniel Wilkinson’dır. Peki adını değiştirmek yeni bir başlangıç için, geçmişini silmek için, geride bıraktığı annesini unutup yeni ebeveynlerine bağlanmak için yeter mi?

Hikâye boyunca Deming köksüz bir genç adama dönüşürken Polly de dünyanın en yalnız, kayıp annelerinden birine evrilir. Sevgi dolu ve bencil, kararlı ve korkmuş olan Polly, birbiri ardına yaptığı anlık tercihlerle bir kader çizer kendine.

Terk Edenler’in bir yarısı New York’ta, bir yarısı Çin’de. Biraz Deming anlatıyor, biraz Polly. Bu, aile, aidiyet, kökler ve göçmenlik üzerine “öteki”nin dilinden bir hikâye. Bu, bir çocuğun sevdiği her şeyi yitirdiğinde kendini nasıl bulduğunun, bir annenin geçmişin hatalarıyla yaşamayı nasıl öğrendiğinin hikâyesi.

*2016 PEN/Bellwether Ödülü kazananı

*2017 Amerikan Ulusal Kitap Ödülü finalisti

*2017 PEN/Hemingway Ödülü finalisti

“Etkileyici… Lisa Ko manşetlerdeki bir haberin üzerine eğiliyor ve görünenin ötesindeki parçalanmış, cesur, sıradışı ve sıradan hayatları gözler önüne seriyor.” —New York Times Book Review

“Ko’nun göçmen Çinli bir anne ve oğlu hakkındaki ilk romanı, işlediği zamanın ve mekânın çok ötesine ulaşıyor. Sessiz, derin ve sansasyonel… Hikâyenin temelinde yer alan göçmenlik ve ötekilik temaları Amerika’nın ve kurgunun çok ötesinde önemli mesajlar taşıyor.” —The Guardian

“2017’nin en iyi romanlarından biri… PEN/Bellwether Ödülü’nü kazanan, Amerika Ulusal Kurgu ödülü finalistleri arasına giren Terk Edenler, sosyal adalet ve Amerika’daki göçmenlerin geleceği üzerine önemli bir okuma.” —Time

“Tam da bugünlerde okunması gereken bu roman, yasadışı göçmenlerin karşı karşıya kaldıkları kalp ve ruh kırıcı zorlukları titizlikle gözler önüne seriyor.” —Kirkus Reviews

“Lisa Ko’nun romanını çok iyi yazılmış, güçlü ve etkileyici olarak nitelediğim bir zaman vardı ve bunların hepsi hâlâ doğru, ama bugün bu roman bundan çok daha fazlası: Yaşadığımız dünyanın unutulmuş ve önemli bir bölümünü anlamak istiyorsanız, Terk Edenler’i mutlaka okuyun. —Ann Patchett

“Lisa Ko, ilk romanında Çinli bir göçmen olan yalnız bir annenin ve Amerika doğumlu oğlunun gözünden, hayatlarını gölgeleyen ve tümüyle etkisi alan bir ayrılığın vurucu bir hikâyesini anlatıyor. Başta Amerika olmak üzere dünyadaki göçmenlik soruna zamanında, yeni ve dokunaklı bir bakış açısı getiren roman aileye, vatana duyulan sevgi üzerine baş döndürücü bir yapıt.” —Publishers Weekly

“Lisa Ko’nun Terk Edenler’i, kaçırmak istemeyeceğiniz bir ilk roman. Terk Edenler, sevgi ve sadakat, kişisel kimlik ve ailevi zorunluluk arasındaki çatışmaların öyküsüyle özgürlük ve sosyal adalet arasındaki büyüyen uçurumu ustalıkla hikâyeleştiriyor. Modern Amerika’daki yasadışı göçmenlerin ve ailelerinin karşı karşıya kaldığı yürek burkan gerçeklerinin ayrıntılarını anlatan bu etkileyici roman, yılın en iyi romanlarından biri.” —Bustle

Terk Edenler

Kitaptan Alıntılar

Kırıntılar, yani herhangi bir gruba dahil olmayan artık çocuklar da oyun parkının her yerinde koşturuyorlardı. Deming, bir kırıntı olmanın ne anlama geldiğini anlayabiliyordu. Kırıntılar fark edilmek istemiyor, ancak açık bir yara gibi ortada duruyorlardı.
Geçmişi bu kadar yakından hissetmek hoşuma gitti; yeni bir tarih yazabilmek de mümkündü.
Babam, kadınların fazla dırdır ettiğini söylerdi hep; bazı kadınların konuşmaması daha hayırlıydı ona göre. Bu yüzden ben de tüm kelimelerimi içimde tutarak büyüdüm. Söyleyemediğim ne çok şey olduğunu çok sonraları fark edecektim.
Vücut, içindekilerle birlikte değişiyordu; bu değişim yavaş gibi görünse de durdurulamazdı. Et ağırlaşıyor, deri sertleşiyordu. Olmayan yerlerde tüyler çıkıyordu. Ama beden aynıydı, geçmişine ait belirgin bir iz olmasa bile. Kas hafızası gibi, beden de saklı şeyleri hücresel boyutta hatırlayabilirdi.
Çok şey kaybetmişti Daniel ve artık kendisi de kayıptı. O zamanlarla şimdi arasındaki uzaklık uçurum gibi geliyordu.
Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Sınır dışı edildikten sonra Amerika’ya dönemezdim. Hiçbir yere gidemezdim. Seni o kadar çok düşünseydim hayatta kalamazdım.
Yaşananların üstesinden gelebilmek için herkesin inandığı bir hikâyesi vardır.
O anı yaşarken bile hatırlamak istedim, çoktan sona ermiş gibi.
Bir anneye sahip olmadan iyi bir anne olamayacağımdan endişe duydum.
Belki yeni yerlere yerleşmekle ilgili değildi bu, bir yerde sabit kalabilme meselesiydi.

Satış Noktaları

Back To Top