Kendini bilime adamış bir isim Halil İnalcık. Yetmiş yıllık akademik yaşamı boyunca tarihe yaptığı değerli katkılar genç tarihçilerin ve araştırmacıların ufkunu genişletiyor. Halil İnalcık için galiba en doğru unvan' 'şeyhülmüverrihin' (Tarihçilerin üstadı) olsa wam gerek. Skylife olarak saygıdeğer hocamızla röportaj yapma mutluluğunu yaşadık.
Bir tarihçi olarak isminiz 'Dünyaca tanınmış', ve 'yaşayan en önemli tarihçilerden' gibi sıfatlarla anılıyor. Bu süreci anlatır mısınız?
Gerçekten teşekkür ederim. Çünkü bu soruyu şimdiye kadar hiç kimse bana sormadı. Ben gerçekten de ABD'den Japonya'ya kadar bilinen uluslararası bir tarihçiyim. Bunu herkes biliyor ama kimse bunun nasıl ve neden olduğunu sormuyor. Benim otuzu aşkın eserimin yarıya yakını İngilizce. Osmanlı İmparatorluğunun Sosyal ve Ekonomik Tarihi adlı eserimi Cambridge Üniversitesi yayınladı. Bu kitap, Japonya'dan Hindistan'a, ABD'den İngiltere'ye kadar tanındı ve takdir edildi. Örneğin Hintliler, kitaptan o derece etkilendiler ki Indian Medieval History dergisi bana bir davetiye ile teklif gönderdi ve "sizi editoryal kadromuza dâhil etmek istiyoruz" dediler.
Japonya'da Yüksek Tarih Enstitüsü'nün yaptığı konferanslarda ve sair çalışmalarda Ortadoğu'yu temsilen Halil İnalcık'ı seçtiler. Balkanlarda Sırp ve Arnavut akademileri beni seçip, kendi bilim insanları arasına dâhil ettiler ve Osmanlı İmparatorluğu Klasik Dönem adlı eserimi kendi dillerine tercüme edip, Sırpça, Hırvatça, Arnavutça ve Yunanca olarak yayınladılar. Özellikle Yunanlıların bir Türk tarihçisini kabullenip, eserini akademikçevrelerde değerli bulmaları çok ilginçtir. Yunanlılar ayrıca Sosyal ve Ekonomik Tarih adlı kitabımı da tercüme ettiler. Ardından Ukrayna'da kitaplarımı tercüme ederek, üniversite ve kütüphanelere gönderdi. İngiltere'de kitaplarım dört baskı yaptı. Dördüncüsünü medeniyetler bağlamında ele aldılar ve Osmanlı medeniyeti olarak yayınladılar. Amerika'ya geçtiğimizde, Oscar Ödülü'nü veren American Academy of Arts and Science (Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi) dünyanın hemen her yerinden tanınmış bilim adamlarını bir araya getirirken beni de buna dâhil etti. Ayrıca American Historical Association bana şeref üyeliği verdi. İşte tüm bu gelişmeler zaman içinde beni dünyaca tanınan bir tarihçi kıldı.
Osmanlı tarihçisi olmaya nasıl karar verdiniz?
Ben Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ne yazıldığım zaman moda Sümer, Hitit ve Asur tarihçiliğiydi.
Ben o zamanlarda moda olan Sümeroloji, Hititoloji gibi konuları almadım. Kendi kendime, ben bu imparatorluğun medeniyet anlayışını, birikimini ve teşkilatlanmasını Avrupa başta olmak üzere tüm dünyaya anlatıp, ispatlayacağım dedim.
Dünya medeniyetleri içinde Osmanlı Medeniyeti'ni nasıl tanımlıyorsunuz?
Dünya medeniyetlerinde iki büyük yol vardır. Birisi, tüccar olan yani mantıklı düşünen, faydacı ve akılcı Grek Medeniyeti. Bu medeniyet batının akılcı medeniyetini meydana getirdi. İkincisi de İskit Medeniyeti. Sümerlerden, eski İran'dan beslenen bir oluşum. İran Medeniyeti şiiri, edebiyatı ve felsefesiyle dünyanın en büyük medeniyetlerinden biridir. Akılcı Greklerle hukukçu Romalıların oluşturduğu grekoromen anlayışı alan batı zamanla üstünlük kurdu. Biz hem Osmanlı olarak hem de günümüz toplumu olarak halen doğuluyuz, mistik bir yapıdayız. Osmanlının bu akılcı-faydacı yapı karşısında başarılı olmasının nedeni ise askeri gücüne yani yeniçeriye dayanır. Ancak Osmanlıda fetih imha etmek, ortadan kaldırmak değildir. Osmanlı sultanının yüksek hâkimiyetini tanıyan herkes himaye altına alınırdı. O nedenledir ki Osmanlı dini cemaatleri de muhafaza etmiştir ve var olmalarına izin vermiştir. İstese tamamen yok edebilecek güce sahipti. Osmanlının tek şartı sultanın mutlak hâkimiyetinin tanınmasıydı. Ben Osmanlı'nın genel resmini çeşitli dinler ve kültürler üzerinde bir egemenlik şemsiyesi olarak tanımlıyorum.
Bunu nasıl başardınız?
En önemli kaynak arşivdir. Osmanlı bir arşiv ve belge devletidir. Arşivlerde yirmi civarında değişik yazı kullanılmış. Siyakat, divan, rika gibi. Önce bunları öğrendim. Ardından Osmanlıca, Arapça, Farsça gibi dilleri öğrenmek gerekti. Bunlara iyi çalıştım ve ilk eserim olan II. Murat devri, 1430 tarihli Arvanid Sancak Defteri Sureti incelememi yayınladım. Bu çok büyük bir etki oluşturdu. Böyle bir vesikayı okumak, çözmek ve izah etmek çok zordu.
Oldukça yıpranmış bir evrak, yazılar gayet düzensiz ve kargacık-burgacık... On ay uğraştım be evrakla ve bütün Arnavutluk köylerine araştırdım. En önemli eserimdir bu Arvanid Sancak Defteri Tımar Kayıtları.
Hocam sizin için kendi öğrencisi olmayan tarihçileri pek beğenmez denmekte. Doğru mudur?
Evet, kısmen doğrudur bu aslında! Bana göre bir tarihçi genel tarihle birlikte ekonomi, kültür ve siyaset tarihi de bilmeli. Aynı zamanda tarihçi hukuk ve dil de bilmeli. Birincil kaynaklara inebilmeli. Bunun için de okunması zor metinleri sabırla çalışmalı. Kendini bu derinlikte yetiştirmeli.
Araştırmalarınızda sahaya çıkıp, konunuzla ilgili yörelere gitme nedeniniz nedir?
Kaynaklarda geçen yer isimlerini bölgelerine gidip görmek istiyorum. Yirmi senedir boyuna dolaşıyorum. Topografya araştırmaları yapıyorum.
Bir kaynakta geçen herhangi bir yer ismini gidip bulabilirsem, o rivayet daha çok kıymet ve gerçeklik kazanmış oluyor. Benim metodum bu.
Hayatta hiç pişman oldunuz mu hocam?
Hayır, çok şükür olmadım. Allah bana çok iyi bir eş nasip etti. Eşim beni her zaman destekledi, cesaretlendirdi. Bu sayede dünyaca tanınmış bir akademisyen olabildim. Oysa herkes bu kadar şanslı değildi. Benim çok iyi dostlarım oldu. Çok mutluyum.
Bu yazı Ağustos ayı Skylife dergisinde yayınlanmıştır.