07.07.2011
Edebiyatımızın usta ve çalışkan kalemlerinden Sadık Yalsızuçanlar, adı şiir ve şarapla anılan Ömer Hayyam’ın romanını yazdı bu kez. Yalsızuçanlar’ın bu kitabında anlattığı hem bildiğiniz hem de hiç tanımadığınız bir Hayyam.
Geçtiğimiz aylarda Timaş Yayınları’ndan çıkan Vefa Apartmanı isimli başarılı romanıyla bir kez daha beğeni ve takdirleri toplayan Sadık Yalsızuçanlar, bu defa Hayyam romanıyla yaz aylarında iyice içine çekilen edebiyat dünyamıza taze bir soluk getiriyor.
Hayyam, evreni anlama çabasını şiirlerine gizlemiş bir şair, sayılarla oynayan bir matematik dehası, göğü izleyen bir astronom olarak Yalsızuçanlar’ın kitabında bir kez daha can buluyor... Hayyam’ın hayatına dair ince ayrıntılar, rasathanede izlediği yıldızlar ve orada yalnız onun gördüğü an’lar, medrese arkadaşı Hasan Sabbah ve Nizam’ül Mülk’le ayrılan yolları Sadık Yalsızuçanlar’ın güçlü kalemiyle anlatılıyor.
Adı şarapla bir anılan bir şair, astronom ve matematikçi olarak satır aralarından şöyle sesleniyor Hayyam:
“Biliyorum her şarap anıldığında, her şarap şişesine bakıldığında, her üzüm hasadı yapıldığında tuhaf bir biçimde ruhum ordaymışçasına beni anıyorlar.
O şarabın etkisiyle sarhoş olmadım ben. O şarabı hiç ağzıma sürmedim. Onun tadını da bilmem. Kırmızı, beyaz, pembe, kızıl, eski, yeni, ne zaman ve nasıl yapılırsa yapılsın, nasıl içilirse içilsin hiçbir şarapta bir izim, bir gölgem yok.
Yine de herkes beni anıyor şarap denince.
Şarabı sarhoş edici bir içki olarak tatmamama rağmen sarhoşluğum hep arttı. Ve öyle bir an geldi ki ne kendimi ne gayr’ı bildim.”
Hayyam, evreni anlama çabasını ve asırları aşan akıl yürütmelerini şiirlerine gizlemiş bir şair olarak da çıkıyor karşımıza Yalsızuçanlar’ın kitabında.
“O sıralar gökteki düzenekle, yıldızlarla, seyyarelerle, kamerle, şemsle, göktaşlarıyla, onların kâğıtlara düşürdüğü ihtimal hesaplarıyla, sürat ve mihverlerini belirleme çabalarıyla, şiirle ve şarapla doluydum.”
Hayyam denince akla ilk gelenlerden biri de elbet rubaileri... Yalsızuçanlar, Hayyam’ın en veciz rubailerine de kitabı boyunca yer vermiş. Hayyam’ın adım adım ilerlediği yolculuğu boyunca tuttuğu günlükler de romanın dikkat çekici kısımlarından. Sayılarla uğraşısı, matematik sahasındaki iddiaları, izlediği yıldızlar, gökyüzünde geçmiş ve geleceğe dair gördüğü an’lar romanının ilgi çeken taraflarından.
Roman tekniği içerisinde Hayyam’ın iç konuşmalarıyla onun ve ötesinin dünyasını aktaran yazar, aynı medresede yetişmelerine rağmen sonrasında kendilerine tamamen farklı yollar seçen Hasan Sabbah ve Nizam’ül Mülk’ü de kitabına konuk ediyor. Sabbah’ın Alamut Kale’si, Nizam’ül Mülk’ün Rey’i ve bunlara karşılık Hayyam’ın rasathane günleri roman boyunca anlatılan ayrıntılardan. Hasan Sabbah ve Nizam’ül Mülk arasındaki gerilim, tamamen farklı yollardan ilerleyen hayatları ve bu ikisinin ortasında adı yüzyıllardır hafızalardan, dillerden silinmeyen biri olarak karşımıza çıkıyor Hayyam.
Yer yer bölüm başlarında rastladığımız okumalar ise roman kalıplarını aşıp farklı tatlar bırakıyor. Hayyam’ın geçmiş ve gelecek an’lar üzerindeki gel-gitleri, zamanlarüstü seslenişleri vurucu...
Hayyam’ı “hiç” olma yolunda “şey”e varan bir yolcu olarak anlatan yazar, güçlü üslubuyla başarılı bir Hayyam anlatısı ortaya koyuyor.
Bu haber 7 Temmuz 2011 tarihinde Canan Akdemir tarafından Star Gazetesi'nde yayınlanmıştır.