03.07.2010
0
beğenen
Kemal Karpat hocanın basımı hayli olaylı bir geçmişe sahip kitabı bu kez Timaş'ça okura sunuldu: Dağı Delen Irmak Öteden beri, 'söyleşikitap'ların bizim zihni hayli tembel ve okuma iştahı kapalı okur açısından çekici olduğunu düşünürüm. Bilimsel veya edebi kamu ortamının zenginleşmesine de bu türden kitapların daima bir katkısı olagelmiştir.

Karpat'in (tabii ki bu güzelim söyleşiyi yapan değerli Emin Tanrıyar'ın) İş Bankası Yayınları'nın edisyon belleğine olumsuz bir not olarak düşmüş bulunan, bu yayınevince yayımlanmayınca İmge tarafından okura ulaştırılan kitabının güzel bir baskısı ile karşı karşıyayız. Sadece kapağın, kağıdın hamurunun güzelliği ve çekiciliği ile değil kuşkusuz, tarihi oldukça dinamik, edebi, sosyolojik ve sosyal yasanım verileri içinden de okuyabilen bir tarihçinin kişisel tarihi ile de yeniden buluşmuş oluyoruz.

Bu kişisel tarih, sadece bir insanın yaşam öyküsü olarak kalmıyor, bizim tarih, düşün, akademya, siyaset ve edebiyat tarihimiz açısından da son derece ilginç notlar, anekdotlar içeriyor.

Dağı Delen Irmak Romanya'da azınlık, Türkiye'de muhacir ve Amerika'da göçmen olan bir entelektüelin, Kemal Karpat'ın yaşam öyküsü. Kitapta ünlü tarihçinin zorluklarla geçen ama başarıyla sonuçlanan hayat mücadelesi okuyucuya sunuluyor.

Yaşamının her anında çalıştı
2009'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Onur Ödülü alan Karpat, Türkiye'nin önde gelen birçok politikacısı ve devlet adamıyla yakın ilişki kurdu, Anadolu'nun birçok köyünde incelemeler yaptı, hakkında yazdığı tüm Türkî Cumhuriyetler ile Ortadoğu'yu sahada araştırıp, yerinde inceledi. Diğer taraftan, ABD'de Beyaz Saray'a davet edilerek sıcak politik gelişmeler konusunda görüşlerine sıkça başvurulan bir isim olan Karpat, yaşamının her anını çalışmayla geçirmiş başarılı bir isim.

Dağı Delen Irmak Romanya'da azınlık, Türkiye'de muhacir ve Amerika'da göçmen olan bir entelektüelin, Kemal Karpat'ın yaşam öyküsü. Ünlü tarihçinin zorluklarla geçen ama başarıyla sonuçlanan hayat mücadelesi Dünya çapında büyük bir tarihçi olarak anılan Karpat'ın yaşam öyküsü, Emin Tanrıyar'la gerçekleştirdiği söyleşide anlatılıyor. Dağı Delen İrmak bu anlamda, Tuna'da başlayıp dünyanın farklı yerlerinde devam eden, büyük bir başarı öyküsünün kitabı.

Bir yazısında {Zaman, 24 Ocak 2009) kitabın yayımlanmasına ilişkin yukarıda andığım talihsiz notu da düşen Şahin Alpay şöyle diyordu: "Türkiye'nin önde gelen bankalarından birinin kurduğu yayınevinin, ülkenin en değerli sosyal bilimcilerinden birinin anılarını, gerekli bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra, son anda yayınlamaktan vazgeçmesi, 21. yüzyılın ilk on yılında Türkiye'de ifade özgürlüğünün hâlâ ne halde olduğunu göstermesi bakımından yeni, vahim, ibret verici bir skandal... İş Bankası Yayınları bu utancı kolay kolay üzerinden silemez."

Ben de, Hoca kadar değilse de sorunun salt bir yayın sorunu olmanın ötesinde bir zihniyet ve özgürlük sorunu olduğu düşüncesindeyim.
Ama kitapta Karpat'ın yaptığı eleştirel belirlemelerin birkaçı bile dikkate alınacak olursa, Cumhuriyet'in bu önemli finans kuruluşunun nasıl bir içtenlik ve hesaplaşma sürpriziyle karşı karşıya kaldığı anlaşılacaktır : "Resmi tarih, bilhassa devletin siyasi amaçlarını gerçekleştirecek bir tarih, tarih olamaz... Bizde de yapılan bir yerde tüm tarihi Cumhuriyet'le başlatmak, önceki geçmişi yok saymaktır." (s. 154 -155) "Tarih yalnız bir insanın iradesiyle meydana gelmez. Ben hiçbir zaman tarihte kişinin rolünü inkar etmem, küçümsemem... Mesela siz hiçbir zaman Cumhuriyet tarihini Atatürk'ü ayrı tutarak anlatamazsınız... Ama her şeyi şahsiyete bağlamak da şahsiyeti inkar etmek kadar hatalıdır." (s. 159) "Atatürk'ten sonra, Batılılaşmış, modernleşmiş olduğunu söyleyen ve devleti elinde tutan elit, modernleşmeyi en ileri noktaya götürmek için her şeyi yapma serbestisine sahip olduğunu, kimseye hesap vermeyeceğini düşünüyordu. Bunu görmek beni son derece rahatsız etmiştir. Halkına bu kadar eziyet çektiren bir devlet!" (s. 169)

"Türkiye'ye gelip, 1940'larda uygulanan laiklikle, daha doğrusu kapalı bir şekilde ilim adına yürütülen yan materyalist devlet politikası ile karşılaşınca buna tepki duydum... 'Laiklik' adı altında söze ve dine dayanan gelenekleri batıl sayma, İslam'la ilgili her düşünceye 'geri' olarak bakma, tarihi kasıtlı olarak saptırarak yorumlama ve ırka dayanan bir milli kimlik yaratma çabaları benim vicdan ve inanç hürriyetine saygımla asla bağdaşmamaktaydı." (s. 281) "Türkiye'de laikliği doğru dürüst anlayıp uygulamak isteyenlerin yanı sıra laikliği tamamen politik bir silah olarak kullanan, mevkilerini korumak, ondan çıkar sağlamak için ideoloji haline sokanlar da vardır." (s. 353 - 354)

Laiklik din aleytarlığı değil
"Cumhuriyet'in kabul ettiği laiklik birçok İslam ülkesinde din aleyhtarlığı olarak gösterilmiştir. Şüphesiz ki, Türkiye'de laikliğin bir ideoloji olarak kullanılması ve zamanla 'modernist' geçinen bir elitin mevkii ve çıkaran sağlayan araç haline gelmesi, İslam dünyasında Atatürk devrimlerinin yanlış anlaşılmasına yol açmıştır." (s. 448 - 449) "Laikliğin hiçbir zaman bir dogma, körü körüne uygulanan bir değer olmaması gerektiğini anlamalıyız. Toplumun gelenekleriyle, ruhuyla çatışmayacak bir laiklik anlayışının gerektiği ortadadır. Bir toplumun kimliğini, ruhunu da mutlaka koruması gerekmektedir." (s. 517) Dağı Delen Irmak inşallah akmayı sürdürür ve Karpat bize, tarihsel gerçeklikleri farklı verilerin-malzemelerin içinden okuyan yeni kitaplar sunar.

Bu yazı 3 Temmuz 2010 tarihinde Star Kitap'ta Sadık Yalsızuçanlar tarafından yayınlanmıştır.




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar