19.08.2010
0
beğenen
Bilindiği gibi Cumhurbalkanı Abdullah Gül bu ağustos ayında 3’üncü yılını dolduruyor. Eğer görev süresi 5 yıl üzerinden hesaplanırsa 2 yıl sonra ağustosta süresi dolacak. 7 yıl olursa 2014’e kadar bu görevde kalmaya devam edecek.

Ancak Meclis bu konuya açıklık getirmediği için bu konu hala muallakta.

Ancak Arınç’ın açıklamaları söz konusu sürecin Gül aleyhine işletilmek istendiğini gösteriyor.

Arınç aslında bu açıklamalarıyla CHP eski Başkanı Deniz Baykal’la aynı eksende buluşmuş oluyor.

Zira Deniz Baykal’da Gül’ün ‘Ben seçildiğimde görev süresi 7 yıldı. O yüzden 7 yıl yaparım" diye diretilmesi halinde bunun rejim sorununa yol açacağını öne sürüyordu bu yılın şubat ayında.

Kuşkusuz Arınç ve Baykal’ın Gül’ün görev süresine ilişkin aynı noktada buluşmalarının farklı nedenleri ve gerekçeleri olmalı.

Meclis Cumhurbaşkanlığı’nın görev süresine ilişkin Anayasa değişikliği düzenlemesini yaparken, geçici bir madde koyarak 5+5 formülünün bundan sonra seçilecek Cumhurbaşkanları için geçerli olup olmayacağını açıklığa kavuşturması gerekiyordu. Ancak bu konu maalesef muallakta bırakıldı. Kanımca Cumhurbaşkanı’nın ikinci kez seçilme durumu söz konusu olacaksa, o zaman elbette 5 yıl olmadır görev süresi. Yok, ikinci kez seçilemeyecekse o zaman da 7 yıl görevde kalmalıdır Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.

Ancak konunun hukuksal olmaktan çok tamamen siyasallaştığı da ortada.

AK Parti kurmayları büyük olasılıkla, 2012 yılında yine kendi başlarına bir Cumhurbaşkanı seçebilecekleri bir Meclis aritmatiği öngörüyor.

Bu hesaba göre, AK Parti Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı’na taşımayı hedefliyor olmalı.

Zira Başbakan önümüzdeki seçimlerin ardından bir kez daha Parti Genel Başkanlığı’na aday olmayacağını da açıkamıştı.

Yani Başbakan’ın zihninde büyük olasılıkla 2011’de yeniden başbakanlık ardından da Cumhurbaşkanlığı hesabı var.

Peki ya evdeki hesap çarşıya uymazsa o zaman ne olacak?

O zaman Cumhurbaşkanlığı makamını 2 yıllık bir süre için riske etmiş olmuyor musunuz?

Böylesine derin ve hassas konularda ‘en kötü’ ihtimalli senaryoları daima akılda tutmalı.

Zaman zaman evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor zira.

Darbe Yargısının Sonu

Bu başlık aslında son zamanlarda yaptığı demokratik çıkışlarla tanıdığımız Osman Can’ın yeni kitabının adı.

Türkiye’de yargıyı düzenleyen aktörlerin 1930’lu yıllardan itibaren adaleti sağlamak yerine, ideolojik kaygıları doğrultusunda toplumu şekillendirmeyi asli görevleri olarak benimsediklerini anlatıyor Osman Can’ın kitabı.

Timaş’tan çıktı. 190 sayfa.

Entellektüel düzeyi oldukça yüksek bu kitabı okurken Türkiye’nin yargı sistemine ilişkin çok şey öğreneceksiniz.




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar