12.03.2011
2
beğenen
Türkiye'de tarih ve ideoloji arasında kurulan ve ikisini bir türlü barıştırmayan bir demir perde gibidir harem.
Savaş, barış, anlaşma, coğrafya söz konusu olduğunda aynı safta duran düşünürler, yazarlar, tarihçiler söz konusu harem olduğunda hemen saflara ayrılır. Sarayda mutfağındaki domatesin bile tarihinin tutulduğu bir imparatorlukta sanki hareme dair hiçbir şey yazılmamış, aktarılmamış gibi herkes kendi gözündeki haremi anlatır. Batıdan zaman zaman gelen "Siz de hala harem var mı?" sorusu ise garip bir şekilde bu ülkedeki pek çok insanın korkulu rüyasıdır. Hakkında yazılmış romanlara, çekilmiş filmlere, yayınlanan dizilere rağmen harem hala Osmanlı tarihinin kara kutusu olarak anılır.
Benjamin Franklin ödüllü araştırmacı-yazar Aslı Sancar geçtiğimiz yıl Harem isimli bir roman yazdı. Timaş yayınlarından çıkan kitapta Osmanlı Devletinde haremi ve haremde yaşayan kadınları anlattı. Aslı Sancar'ın romanı, malum dizinin tarihi karalayan harem tasvirlerine verilecek güzel bir cevaptı. Türkiye'de ve dünyada tarihin sık sık tekerrür ettiği zamanlarda sizler için Aslı Sancar'a sordum Osmanlı Devletindeki harem gerçeğini? Gelenek ve proje arasındaki haremi? Bir efsane ve gerçek olarak Osmanlı kadınlarını?
Sonra kitabın her sayfasında okunan aşkı? Osmanlı kadınları üzerine pek çok çalışması olan Aslı Sancar kendi kişisel tarihinden, yaşadığı değişimlerden başlayarak Osmanlı'yı ve haremi anlattı. Tarihin kadınlar üzerinden sizin için anlattı.
Aslı Hanım, her kitabın bir yazılış serüveni vardır.
Osmanlı'daki Harem geleneğini anlatmaya nasıl karar verdiniz?
1984'te istanbul'a taşındıktan sonra genel olarak kadın ve aile ile ilgili yazı yazmaya başladım. Sonra 1990'ların başında harem ile ilgili bir kitap elime geçti. Baskısı çok güzeldi fakat kitap oryantalist tezi, yani haremdeki kadınların erotik, miskin ve bastırılmış olduğunu savunuyordu. Bu tez içime sinmedi fakat böyle olmadığına dair her hangi bir kanıt da yoktu elimde. Bunun üzerine bu konuyu araştırmaya karar verdim. Uzun bir araştırma döneminden sonra, bu alanda gerçeği yansıtan eserlere duyulan ihtiyacı fark ederek önce "Osmanlı Toplumunda Kadın ve Aile", sonra "Osmanlı Kadını: Efsane ve Gerçek"adlı araştırma kitaplarını ve en son "Harem: Bir Aşk Yolculuğu" romanını yazdım.
Tarih genelde erkekler üzerinden anlatılır. Siz ise kadınlar üzerinden bir dönemi aydınlatıyorsunuz kitabınızda. Bu bilinçli bir tercih mi?
Kesinlikle. Osmanlı kadınının ümitlerini, problemlerini, mücadelelerini ve başarılarını kadın perspektifinden anlatmak istedim. Ayrıca Osmanlı toplumunun örf, adet ve değerlerini de kadınlar üzerinden yansıtmak istedim.
Osmanlı döneminde yaşayan kadınlar neden hep bir efsane olarak anlatılıyor? Genellikle sadece meşhur kadınların, valide sultanlar gibi, hikayeleri anlatılıyor. Bu kadınların hayat hikayeleri okuyucuda daha fazla merak uyandırıyor. Fakat diğer Osmanlı kadınlarının hayatları da çok ilginç, çünkü günümüze göre hayatı daha derin boyutlarıyla da yaşamışlar diye düşünüyorum. Romanda anlattığınız Cemile Hanım, güzel ve akıllı bir kadın olmasına rağmen özel hayatında büyük sınavlardan geçiyor. Tarih güzelliği ve aklı dondurulup eline tutuşturulmuş kadınlar üzerinden mi kendini ifade ediyor?

İmtihan hayat dokusunun bir parçası. Herkese uğruyor, güzel veya çirkin, akıllı veya değil, fark etmiyor.
Bir de güzelliği ile padişahın ilgisini çeken ve evlilik teklifini reddeden Servetseza ile tanışıyoruz kitapta. Kadınlar bu kadar hür müydü Osmanlı topraklarında?
Evet. Servetseza'nın padişahı reddedişini esasen yaşanmış bir olaydan esinlenerek kitapta yer verdim.
Sultan II Abdülhamit sarayda cariye olan bir Gürcü güzelini beğenmiş ve ona kadınlarından biri olmasını teklif etmiş.
Bu cariye birkaç defa sultanı reddettikten sonra bir bayram günü Sultan gene teklifini yapmış, fakat cariye padişaha onun için hayatını feda edebileceğini, onu asla terk etmeyeceğini, fakat dünyaları verse gene de eşi olamayacağını belirmiş. Kendisi ile evlenen erkeğin sadece bir hanımı olması gerektiğini belirtmiş. Sonra padişah ona bir ev ve çeyiz verip uygun bir adamla evlendirmiş. Ancak evliliğin ilk beş gecesinde kızın kocasını yanına çağırarak sabaha kadar sarayda tutmuş. Bu örnekten de görüyoruz ki sultanların güçleri mutlak değildi ve cariyeler zorlanmazlardı.
Padişahın teklifini kabul veya ret edebilirlerdi.
Cemile Hanım'ın isteğiyle 1850'lerde 'tek eşlilik' maddesi ekleniyor nikâh akdine. Çok eşlilik üzerinden bir imparatorluğa yapılan karalama kampanyaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Osmanlı Kadını: Efsane ve Gerçek" adlı kitabımda bu konuya oldukça geniş bir şekilde ele alıyorum, çünkü önemli olduğunu düşünüyorum. Osmanlı arşiv kayıtları üzerine yapılmış istatistik! çalışmalar ve Avrupalı seyyahların yazdıklarına göre çok eşlilik Osmanlı İmparatorluğu'nda nadirdi.
"Aşk yolculuğu yapan veya yapmak isteyen herkese" yazıyor kitabın ilk sayfasında. Modern izm in ölümcül darbelerle hayatımızı sarstığı günlerde aşk yolculuğuna nasıl çıkılır ve bu yolculuğun ilk durağı neresidir?
Aşk yolculuğunun ilk durağı da, son durağı da aşk ve muhabbettir. Fakat süreç içerisinde aşkın istikameti değişebiliyor. Romanımda Cemile önce ailesini seviyor, Kemal'e aşık oluyor. Fakat birçok imtihan ve zorluklardan sonra aşkın kaynağının AllahuTeala olduğunu ve diğer sevgilerin sadece Onun aşkının mecraları olduğunu keşfediyor.
Haremde yetiştirilen kızlar aslında sosyal bir proje miydi Osmanlı devleti için. Dil bilen/ yetenekleri keşfedilmiş, eğitilmiş kızların askerlerle, üst düzey yöneticilerle evlendirilmesi 'devletin sürekliliği' için miydi?
Evet, bu sistemi bir devlet politikası olarak görebiliriz.
Böylece çok sağlam, terbiyeli, iyi eğitilmiş, güvenilir ve vefalı hem kadın hem de erkeklerden oluşan bir insan havuzu oluşturulmuş. Bu insanlar Osmanlı toplumunun askeri ve bürokrat tabakasında yer aldılar ve toplumun istikrarına büyük katkılar gerçekleştirdiler.
Türkiye Harem gerçeği ile ne zaman barışacak sizce?
Bu ancak haremi ve onun içindeki kadınları yakından tanıdığımız zaman mümkün olabilir. Öncelikle Osmanlı toplumu kadınlara büyük değer verdiği için onları dışarıdaki günlük yaşamın zorluklarından arındırılmış bir harem ortamı sağladığının anlaşılması gerekiyor. Osmanlı kadınları haremde mesut ve emniyet içerisinde hissettiklerini ve Avrupalı kadınlara ise bu saygı ve emniyetten yoksun oldukları için üzüldüklerini çeşitli kayıtlarda ifade etmişlerdir.

Ayrıca Osmanlı kadınının yüksek ahlakını, edebini, zarafetini ve şuurunu görünce ona karşı hayran hissetmemek mümkün değil. Ama önce onu yakından tanımamız lazım.
Amerika'da doğup büyümüş olmanız Osmanlı Devleti'ne ve Türkiye'ye bakışınızı nasıl etkiliyor?
Fazla bir etkisi olduğu düşünmüyorum, çünkü büyürken Osmanlı Devleti ve Türkiye'den pek haberim yoktu. Hayatımda tanıdığım ilkTürk üniversite de tanıştığım eşim oldu.
Siz Haremde yetiştirilmiş bir kadın olmak ister miydiniz?
Bugün burada olduğum için mutlu olmakla beraber, harem de yetiştirilmiş bir kadın olmak da isterdim. Çünkü Osmanlı toplumunda kadına karşı büyük bir saygı vardı. Yani kadın, kadın olduğu için veya başka bir deyişle Allah Teâla'nın Cemal sıfatını yansıttığı için sayılıyordu. Hele annelere karşı sevgi ve saygı sonsuzdu. Bence Osmanlılar bu hayatı ve bu hayatın amacını çok iyi anlamış ve ona göre yaşamışlardı.
Osmanlı, kadın ve aşk kelimeleri arasında nasıl bir denklem kurarsınız?
Bence Osmanlı toplumunda birçok kişi, kadın ve erkek, tasavvuf içinde olduğu için, aşk çok derin boyutları ile yaşanmıştı. Bugün aşk daha ziyade fiziksel ve duygusal boyutları ile yaşanıyor. Hâlbuki aşk daha yüksek seviyelerde de yaşanabilir. Osmanlılar aşkın kâinatın harcında olduğunu biliyorlardı ve hayatlarında bu hakikati yansıttılar.
Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim.
Osmanlı kadınının yüksek ahlakını, edebini, zarafetini ve şuurunu görünce ona karşı hayranlık hissetmemek mümkün değil.
Ama önce onları yakından tanımamız lazım.


Bu haber Şubat ayında Turuncu Dergisinde yayınlanmıştır.




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar