05.07.2010
2
beğenen
Firdevs Canbaz, Timaş'tan çıkan kitabı bağlamında Fatma Aliye'yi ve Türk edebiyatı ve siyasetinde oluşturduğu dalgayı anlattı.Firdevs Canbaz, Timaş'tan çıkan kitabı bağlamında Fatma Aliye'yi ve Türk edebiyatı ve siyasetinde oluşturduğu dalgayı anlattı.

Öncelikle Fatma Aliye Hanım’ın kişiliğinden, döneminden ve yazı hayatından söz edelim istiyorum. Onun nasıl bir kişiliği var?
Bir defa son derece meraklı bir yapısı olduğunu düşünüyorum ve son derece zeki. İnsanî her durum Fatma Aliye Hanım’ın dikkatini çekiyor. Bu elbette onun zekâsı ile de doğru orantılı. Böyle insanlar etraflarında olup biten her şeyle ilgilidirler. Edebiyatın dışında, felsefe, matematik, tarih, kozmografya ve astronomi gibi birbirinden farklı alanlarda çalışmış olması veya tek başına yabancı dil öğrenmesi bunu gösteriyor.

Öte yandan öncü bir kadın olduğunu da söylemeliyiz. Sadece edebiyat dünyasında değil sivil toplum çalışmalarında da bulunmuş. Sadece yazmakla kalmamış, meydanlara çıkarak, toplantılara katılarak kadınları toplumsal sorumluluk noktasında da bilinçlendirmeye çalışmış. Ve elbette son derece güçlü bir kadın olduğunu da eklemeliyim. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı da olsa, kadınların yazmasının hiç de normal görülmediği bir dönemde yazar unvanını alabilmek için çalışmış, evliliğinin ilk yıllarında eşine rağmen içindeki ilim aşkını diri tutabilmiş ve bu arada dört çocuk yetiştirmiş bir kadın. Özellikle babasının ve eşinin ölümünden sonra ömrünün sonuna kadar kaybolan kızını aramış, onu eve dönmeye ikna etmeye çalışmış, ne kadar yıpransa da ayakta durabilmiş bir kadın. Öte yandan aktif olarak yazdığı dönemde iltifatlarla anılırken daha sonra unutulmuş olmak da onu son derece üzmüş olmalı. Cesur ve güçlü bir kadınla karşı karşıya olduğumuz açık.

Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı
Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı, hukukçu ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye. Babasının onun kişiliği üzerinde nasıl bir etkisi var?
Babasının Fatma Aliye Hanım’ın kişiliği üzerinde önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Öncelikle babası, kendisine sağladığı imkânlar düzeyinde son derece yapıcı olmuş. Ahmet Cevdet Paşa, kızı Fatma Aliye Hanım’a, “benim yayımlamaya muvaffak olamadıklarımı belki bir gün sen neşredersin” diyerek bir anlamda onu yazmaya teşvik etmiş. Fatma Aliye Hanım’ın, İslam’da kadın hukukuna derinlemesine vâkıf olmasına babası ile Mecelle üzerine çalışmış olması gösteriliyor. Cevdet Paşa’nın aile ilişkilerinde de eşitlikçi görüşlü olduğu söyleniyor; bu da Fatma Aliye Hanım’ın üzerinde olumlu anlamda etki etmiş olmalı. Ahmet Cevdet Paşa’nın, Ahmet Mithat Efendi ile bir görüşmelerinde ona, kızının zekâsı karşısında şaşkınlık duyduğunu, eğer düzenli bir eğitim alsa idi büyük bir âlim olabileceğini söylediğini biliyoruz. Babasının, Fatma Aliye Hanım’ın kabiliyetleri keşfettiği ilk günden itibaren onun gelişiminde son derece yapıcı bir rol oynadığını düşünüyorum.

1914'te yayımlanan Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı eserinin dönemini ele alma biçimi hakkında neler söylersiniz?
Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı’nda, babasının doğumundan başlayarak ilk eğitimini, medrese yaşamını, katıldığı ilmî ve edebî toplantıları ve 1885 yılına dek politik olayları anlatır. Babasının zamanındaki olayları yazması için çevresinden teşvikler alan Fatma Aliye Hanım, bu kitabı yazmayı bir vasiyet olarak kabul etmiştir. Ahmet Cevdet Paşa’nın Mithat Paşa’nın tevkifi ve yargılanması olayında aldığı yarayı sarmak istemesi de, Fatma Aliye Hanım’ı böyle bir eser yazmaya itmiş olabilir. Eserin yayımlanan ilk bölümünün yeterince ilgi görmemesi üzerine yazar eseri tamamlamamıştır. Fatma Aliye Hanım’ın Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı adlı kitabında, 1908 devrimcisi Mithat Paşa’yı anlattığı, onun siyasi baskılarını eleştirdiğini hatta Osmanlı’da Babıâli eleştirisi yapan bu kitabın baskısının Mithat Paşa tarafından durdurulduğu ve bunun ardından Fatma Aliye’nin “inzivaya” çekildiği söyleniyor.

Osmanlı kadın hareketi
Osmanlı'nın son döneminde etkin olmaya başlayan Osmanlı kadın hareketinin belli başlı özellikleri nelerdir?
Osmanlı kadın hareketinin, hâkim erkek yönetimine yönelttikleri en ciddi eleştiri eğitim noktasındadır. Osmanlı’nın son dönemlerinde yayımlanmaya başlayan kadın dergilerinde Osmanlı kadınları, yavaş ilerlemeden ve reformdan yana, tevazu ve Müslüman ahlâkına gölge düşürmeyecek ihtiyatlı bir tutum benimsemişlerdi. Bu kadınlar, mütevazı ve militan olmayan bir feminizmden yana tavır alırlar. Kadınların eğitiminin iyileştirilmesini ve Osmanlı kadınlarının erkeklerle eşit haklara kavuşacak şekilde sosyal statülerinin yükseltilmesini savunurlar. Hanımlara Mahsus Gazete gibi dergiler etrafında bir araya gelen Fatma Aliye Hanım, Şair Nigâr Hanım ve diğer entelektüel kadınların taleplerinin ana ilkeleri, ‘iyi ana, iyi eş, iyi Müslüman’ biçiminde özetlenebilecek, tam eşitliktense bütünleştiricilik etkisine bağlı, iffet ve ismet üzerinde ısrarlı bir kadın tipinin toplumda yerleştirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır.

Arslan Kaynardağ'ın Kadın Felsefecilerimiz adlı incelemesini ilklerin ortaya çıkışı üzerine kurduğu söylenebilir: İlk kadın felsefecimiz, aynı zamanda hakkında biyografi yazılan ilk Türk kadını (:Fatma Aliye), liselerde ilk kadın felsefe öğretmeni (: Semiha Cemal), Ankara'da ilk kadın felsefe öğretmeni (: Tezer Ağaoğlu-Taşkıran), Avrupa'da öğrenim gören ilk kadın felsefeci (: Keyise İdalı), İstanbul üniversitesi Felsefe bölümünde ilk kadın öğretim üyesi (: Neyyire Baysal-Arda), ilk kadın felsefe profesörü(: Kamuran Birand), İstanbul'da ilk kadın felsefe profesörü (: Bedia Akarsu), DTCF'de ilk kadın felsefe profesörü (: Mübahat Küyel), Felsefe Kurumları Federasyonu yönetiminde ve başkanlığında ilk kadın felsefeci (: İoanna Kuçuradi) gibi... Fatma Aliye Hanım’ın Türkçe kültür dünyasında ilkler bağlamındaki katkıları neler?

Fatma Aliye Hanım, tarihimizde ilk kadın mütercim, sistematik bir şekilde kadın sorunlarına değinen ilk kadın romancı, ilk felsefeci, Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin ilk kadın üyesi, ilk kez yardım derneği kuran, hakkında ilk kez monografi yazılan, dünya sergilerine davet edilen ilk kadın yazar olarak kayıtlıdır. Chicago’daki World’s Colombian Exposition Woman’s Library, 10 Ağustos 1893 tarihinde Fatma Aliye Hanım’a bir mektup göndererek kadın yazarların eserleriyle biyografilerinin yer aldığı The Woman’s Library of The World’s Fair Kataloğu’nda kendisine de yer verileceğini bildirir. Eserleri kendisi hayattayken İngilizce, Fransızca ve Arapçaya çevrilen ilk Osmanlı kadın yazarıdır. Yazarın Muhâdarât (1892) adlı romanının Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu (1900) adlı romanı ile, Refet (1896) adlı romanının ise Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu (1922) adlı romanı ile konu bakımından ciddi benzerlikleri vardır. Romanların yayın tarihi göz önünde bulundurulacak olursa, Fatma Aliye Hanım aynı zamanda, bu romanlardaki konuları ele alan ilk yazardır.

Kadın ve Yazı
Onun yaşadığı dönemde, kadınlarının yazıyla ilişkileri nasıl? İlk çeviri ve yazılarında takma isimler kullanmasının gelenekle ilişkisi nedir?
O dönem Türk edebiyatına kadın yazar, şair ve eleştirmenlerin yaptıkları katkılar maalesef yeteri kadar incelenmedi. Fatma Aliye Hanım’dan önce roman yayımlayan iki kadının varlığından haberdarız. Zafer Hanım, Aşk-ı Vatan (1877) adlı romanı ile Osmanlıda ilk Müslüman kadın romancıdır. Aynı zamanda ilk kadın gazeteci olan Selma Rıza Feraceli’nin (1872-1931) Uhuvvet (1892) adlı romanı da Fatma Aliye Hanım’ın ilk eseri Muhâdarât’tan (1892) önce yayımlanmıştır. Zafer Hanım ve Selma Rıza hakkında elimizde yeterince bilgi bulunmuyor.

Ahmet Mithat Efendi’nin Fatma Aliye Hanım ile ilgili biyografisine verdiği isimde de görüleceği gibi, Fatma Aliye Hanım’ın yazmaya başlaması Osmanlıda kadın yazarın doğuşu anlamına gelir. Fatma Aliye Hanım öncesinde düzenli olarak yazan herhangi bir kadının varlığından söz edemiyoruz. Çağdaşı Şair Nigâr (1862-1918) ve Makbule Leman (1865-1898) Hanımlar şiir yazarlar. Kız kardeşi Emine Semiye’nin bazı romanları ve makaleleri mevcut. O dönemde Osmanlıda nesirleriyle öne çıkan, roman yazan başka bir kadın yazar yok.

Osmanlıda ilk kadın yazarların hemen hepsinde daha çok erkeklere ait olan yazın dünyasına girmek konusunda bir kendine güvensizlik var ve bu son derece normal. İngiltere’de ve Fransa’da da ilk roman yayımlayan kadınlar, eserlerini bir “erkek ismi” ile imzalamışlardır. Buna karşın Fatma Aliye Hanım, ne Meram (1890) adı ile çevirdiği romanı ne de Hayâl ve Hakikat’i (1891) kendi adı ile yayımlayamasa da, bir “erkek ismi” de kullanmamış, romanları “Bir Kadın” şeklinde imzalamıştır. Hemen bir yıl sonra yayımlanan Muhâdarât’ta ise artık kendi ismini kullanmıştır. Öte yandan o dönemde, kadınların yazdıkları, “erkek üslubu”na ne kadar yakınsa o kadar başarılı bulunurken, Fatma Aliye Hanım’ın olayları kadın gözünden ve “kadınca” diyebileceğimiz bir duyarlılıkla kaleme aldığını da eklemeliyim. Bütün bunlar o dönemde bir kadının roman yazmasının ve yayımlamasının alışıldık bir durum olmadığını ve kadınların edebiyat dünyasına girmekten çekindiklerini göstermektedir.

Dolayısıyla Fatma Aliye Hanım’ın bu tavrı aynı dönemde yazan diğer kadınlar gibi hem biraz temkin hem de tedirginlik içermektedir. George Eliot, Charlotte Bronte, Willa Cather, May Sarton gibi kadın romancıların çoğunun ilk romanlarının merkezinde bir erkek kahraman vardı. Fatma Aliye Hanım’ın ise ilkinden itibaren romanlarının merkezinde kadınlar var ve hikâyeyi sürükleyen de bu kadınlar. Bu kadınlar da çoğu zaman örnek kadın tipleridir ve Fatma Aliye Hanım, bu kadın tiplerinin dilinden kendi düşüncelerini dile getirmektedir. Bu bakımdan, merkeze kadını koyarak romanı onun üzerinden kurduğu düşünülecek olursa Avrupa’da ilk romanlarını yayımlayan kadınlardan da bu bakımdan bir adım önde olduğu görülmektedir.

1892’den sonra yazılarını kendi adıyla yayınlatmaya başlamış olması üzerinde neler etkili olmuş?
Toplum yavaş yavaş kadınların yazdıkları ile kamusal hayatta görünmeye başlamasına alıştı. Ancak tabii daha da önemlisi Fatma Aliye Hanım’ın daha önce yayımladıkları ile özgüven kazanmış olması. Bunda da elbette babasının olduğu kadar, edebiyat dünyasına adım atmasında büyük desteğini gördüğü Ahmet Mithat Efendi’nin teşviklerinin de önemli payı var. Bilindiği gibi Ahmet Mithat, Fatma Aliye hakkında bir biyografi yazdı ve daha sonra da birlikte Hayâl ve Hakikat romanını yayımladılar.

Peki kendinden önceki kadın yazarlardan hangi noktalarda farklılaşıyor Fatma Aliye Hanım?
Dediğimiz gibi zaten Fatma Aliye Hanım’dan önce sistematik olarak roman yayımlayan başka bir kadın yazar göremiyoruz. Bir defa şu nokta son derece önemlidir: Fatma Aliye Hanım birbiri ardına yayımladığı romanlarla “‘kadın sorunu’nu ele alan ilk kadın” olması bakımından Zafer Hanım’dan ve Selma Rıza’dan farklılık gösterir. Berna Moran’ın da dile getirdiği gibi Tanzimat’ın erkek yazarlarının romanlarında iki tip kadınla karşı karşıyayız. Yani ya kurban, son derece pasif, edilgen kadınlar ya da ölümcül, şeytan kadınlar var. Fatma Aliye Hanım’ın romanları, kendisinden önce roman yayımlamış erkek yazarların romanlarında bile görülmeyen alternatif kadın tipinin yaratıldığı ilk örneklerdir. Osmanlı-Türk romanı tarihimizde ilk defa Fatma Aliye Hanım’ın romanlarında örnek genç kız, kadın ve anne tiplerine rastlanmıştır. Muhâdarât’ta Tanzimat romanlarındakinin aksine, babasız kalan oğlunun iyi bir eğitim alarak büyümesini sağlayan örnek bir anneye, Münevver Hanım’a rastlanır. Yine Muhâdarât’ta Fâzıla ile başlayan örnek genç kız tipini, Refet’in baş kişisi Refet ve Cazibe, Ûdî’de yaşadığı her şeye rağmen hayatta kalmayı başaran Bedia ve Enîn’de Sabahat izler. Bu tipler romanda Fatma Aliye Hanım’ın sözcülüğünü yapan örnek roman kişileridir.

Fatma Aliye Hanım’ı Okuma Biçimleri
Fatma Aliye Hanım’ın romanlarında işlediği ele aldığı kadın sorunlarının feminizm sözcüğü ile açıklanamayacağını ifade ediyorsunuz. Niçin?
Evet, ilk bakışta Fatma Aliye Hanım’ın romanları feminist okumaya yatkın görülebilir; çünkü kadın sorunlarını ele alır. Ancak kadın sorunlarından bahseden her metnin feminist olduğu ön kabulüne dayanan bu görüş, Fatma Aliye Hanım’ın yazdıklarını anlamakta yüzeysel kalıyor. Fatma Aliye Hanım’ı feminist kurama göre okuyan eleştirmenler, kuramın bu romanlar karşısında aksadığını itiraf etmek durumundalar. Tutarsızlıklar Fatma Aliye Hanım’dan ve yazdıklarından kaynaklanmıyor. Yazarın tavrı Avrupaî anlamda bir feminizmden uzak. Fatma Aliye Hanım, romanlarında, makalelerinde ve bazı incelemelerinde kadınların sorunlarını konu alır; ancak ait olduğu sosyal sınıf, inançları ve entelektüel arka planı nedeniyle Fatma Aliye Hanım’ın sorun algısı farklıdır. Öte yandan o, sorunlara da kendi dinî ve toplumsal normları çerçevesinde çözüm arar. Fatma Aliye Hanım’ın hemen bütün çözümleri ve referansları İslam kaynaklıdır.

Feminist hareketin kökleri özellikle 19. yüzyıldaki reform hareketi içinde yer alıyor. Feminizm, Avrupa’nın kendi tarihi içinde ezilen bir grup olan kadınların haklarını savunmak gibi bir ihtiyacın sonucu ortaya çıkmış. Fatma Aliye Hanım’ın “feminizm”i nasıl değerlendirdiğini incelerken günün toplumsal ve kültürel şartları göz önünde bulundurulmalı ve Fatma Aliye Hanım’ın toplumsal konumu nedeni ile de farklı konularda duyarlılık gösterebileceği dikkate alınmalı. Dolayısıyla Fatma Aliye Hanım’ı anlayabilmek için anakronizme ve kültürmerkezciliğe düşmeden, önyargıların esaretinden kurtularak dikkatli bir okuma yapmanın zorunluluğu görülüyor. Fatma Aliye Hanımın feminist olduğuna ilişkin verili ideolojik okumalara karşı bir okuma, Fatma Aliye adlı kitabımın önemli bir damarını oluşturuyor.

Kadına dair meseleler ne ölçüde ve nasıl yansıyor onun yazılarına ve romanlarına? Fatma Aliye Hanım’ın romanlarında daha çok evlilik öncesi ilişkiler, evlilik, aldatılma, yalnızlık, kadının çalışması ve eğitimi, aşk ve sanat gibi konuları işler. Yazarın hem romanlarında hem de makalelerinde ve incelemelerinde en çok üzerinde durduğu konu kadının toplum ve aile içindeki konumudur. Fatma Aliye Hanım meselelere son derece gerçekçi yaklaşmaya çalışmış ve romanlarda kurgunun aksamamasına, neden-sonuç ilişkilerinin sağlam olmasına son derece dikkat etmiş.

Nisvân-ı İslâm’da, kadın gezginleri ve gezgin eşlerinin Müslüman kadınlar hakkındaki yanlış zanlarını düzeltmeye çalışmış. Bu eser 1892’de İngilizceye, 1894’te Arapçaya ve Fransızcaya çevrilmiştir. Yazar, Osmanlı aile yaşamını yakından görerek bilgi sahibi olmak üzere gelen yabancı hanım konukların cariyelik kurumu, çok kadınla evlenmenin gerekçeleri ve koşulları, tesettürün gerekçeleri, eşlerin boşanma nedenleri, eşlerin görev ve sorumlulukları hakkındaki sorularını İslamî esas ve geleneklere dayanarak açıklar. Savunmasını yaparken bu kurumlardaki bozukluklara insanların neden olduğunu öne sürer.

Refet (1896) adlı romanında, haksızlığa uğramış yetim bir kızın yoksullukla mücadele ederek öğretmen oluşunu anlatır. Yazar bu romanda kadının, eğitimiyle hayatını kazanıp toplumda saygın bir yer edinebileceği gerçeğini işler; eğitilerek meslek sahibi olan kadının beden gücüyle kötü koşullarda çalışıp sağlığını yitiren kadınlara göre daha güvenceli olduğunu savunur. Kadının çalışma hayatını işleyen ilk romanlardan olan Refet’ten sonra yazdığı Ûdî (1898) romanında yine çalışan bir kadının, bir müzik ustasının hayat hikâyesini anlatır. Levâyih-i Hayât (1898) adlı mektup-roman türündeki eserinde ebeveynin kararıyla yapılan evlilik, eşler arasındaki sevgi ve uyum, maddi kaygılarla yapılan ve sürdürülen evlilikler, evlilikte sevgi ve kocanın sadakatsizliği konularını işler.

Taaddüt-i Zevcât Zeyl (1899) ile çok eşlilik meselesine değinir. Malûmât gazetesinde Nâmdârân-ı Zenân-ı İslâmiyân (1901) adıyla tefrika edilen eserde Peygamber ailesinden bazı kadınlarla, Emevîlerden, Abbasîlerden, diğer hanedanlardan ve Osmanlılardan bazı kadınların hayat hikâyelerini anlatır ve bu kadınları Osmanlı kadınlarına örnek gösterir. Ayrıca Fatma Aliye Hanım, Hanımlara Mahsus Gazete, İnkılâb, Mahasin, Malûmât, Servet-i Fünûn, Tercümân-ı Hakikat ve Ümmet gibi süreli yayınlarda yayımladığı makalelerde de, genel olarak kadın ve aileyi ilgilendiren toplumsal sorunlara değinir.

Fatma Aliye Hanım’ın Örnek Kadınları

Peki onu tanımlamak için seçtiğiniz “muhafazakâr Müslüman bir kadın yazar” ifadesinin içeriğinde neler var?
Fatma Aliye Hanım’ı hem romanlarında hem de makalelerinde meseleleri ele alışı, sorunlara gösterdiği çözümlerin İslam’a dayanması dolayısıyla Müslüman bir kadın romancı olarak tanımlıyorum. Fatma Aliye Hanım’ın Osmanlı kadınlarına örnek olarak gösterdiği kadınlar İslam’ın parlak dönemlerinde yaşayan ünlü İslam kadınlarıdır. Kadının nasıl mutlu olacağına dair tavsiye ettiği düzene örnek olarak Asr-ı Saadet’i işaret eder. Fatma Aliye Hanım, Osmanlı toplumunda son dönemlerde, İslamiyet’ten sonra kadının sahip olduğu hakların gasp edildiğini, çözümün İslam’da olduğunu söyleyerek Osmanlı ileri gelenlerinden bu konuya duyarlılık göstermelerini istemiştir. Osmanlıda kadın adına başlatılan hareketin bir kadın-erkek çatışmasına döneceği endişesi ile makalelerinde sürekli bu konuda uyarılarda bulunmuştur. Kadınlara, özellikle İslam’daki haklarının hatırlatılması gerektiğini belirten yazar, toplumda kadının haklarının göz ardı edilmesini tamamen bir cahillik olarak yorumlamakta ve aydın kadın ve erkekleri İslam’ın “altın çağı”nda olduğu gibi birlikte mücadele etmeye çağırmaktadır.

Fatma Aliye Hanım, çabasının, Avrupaî anlamda bir feminizmden uzak olduğunu ima eder. Kadınlar ve erkekler arasındaki tartışmalar dolayısıyla Osmanlı’da da kadınların, Avrupa’daki gibi zamanla evlilikten uzaklaşmaya başlayabileceklerinden endişe etmektedir; çünkü bu, aile kurumunu ciddi anlamda zedeleyecektir. Muhafazakâr düşüncede ise, toplumun temeli olan aile özenle korunmalıdır.

Fatma Aliye Hanım’ın inançlarının ve İslami referanslarının hem makalelerine hem de romanlarına belirgin bir şekilde yansıdığını Fatma Aliye isimli çalışmamda göstermeye çalıştım. Hemen her konuda İslamî olanı uygulamaya yönelik telkinlerde bulunan yazar, kadın-erkek ilişkilerini, kadının toplum ve aile içindeki konumu, evlilik öncesi çiftlerin tanışmaları hatta nişanlılık sürecinin nasıl geçirileceği, mahremiyet, örtü gibi konularda İslamî referanslar vermiştir. Öyle ki, bu konularla ilgili okuyucuyu yanıltmamak için romanlarında, en ufak bir ayrıntıyı bile karanlıkta bırakmamıştır.

Fatma Aliye Hanım’ın bazı konularda makalelerinde kullandığı “ton” daha farklıdır. Örneğin, kadınların da kısım kısım olduğunu, vatanına hizmet eden, ilim ve fen için çalışan namuslu kadınların dışında, toplumda kadınların “insâniyet mertebesine irtika edemeyen kısmının dişisi” şeklinde tanımladığı “karı”lar da bulunduğunu söyler. “Ahlâkçı” tutumu ve hassasiyetleri dolayısıyla Fatma Aliye Hanım’ın üslubu kimi zaman sertleşebilmektedir. Fatma Aliye Hanım’a göre başıboş bırakılan kadınlar âlemi ıslaha muhtaçtır. Bilinçsizce dil öğrenmeye çalışan ve yabancı kültürler karşısında ayakta duramayan kızların ve kadınların Osmanlı içinde yaşadıkları halde kendilerini topluma yabancı hissedip ısınamadıklarını ve bu âleme yabancı kaldıklarını belirtir. Fatma Aliye Hanım’a göre İslam, kadın sorununa en uygun çözümleri kendi içinde barındırmaktadır. Zaten problemlerin ortaya çıkmasının nedeni de İslam’ın özünden uzaklaşılması ve âdetlerin, dinin önüne geçmesidir. Bu tutumlarından dolayı yazarın “muhafazakâr Müslüman bir kadın yazar” olarak tanımlanmasını uygun buluyorum.

Kanonik metnin dışında
Onun romancılığının hak ettiği ilgiyi bulamayışında ya da “kanonik metnin dışında” kalmasında/bırakılmasında bu yönünün de etkili olduğundan söz edilebilir mi?
Edilebilir kanaatindeyim. Daha önce de belirttiğim gibi Fatma Aliye Hanım dönemindeki diğer kadın ve erkek romancıların kadın tiplerine alternatif oluşturup örnek tipler yaratsa da, bu farklılık kısa bir süre içinde unutuldu. Fatma Aliye Hanım’ın, referansları İslam kaynaklı olan eserlerinin, daha seküler bir dünya hedefleyen laik Türkiye Cumhuriyetinin kanonik ana metni içinde yer alamaması şaşırtıcı değil. Maalesef kültür tarihimiz aynı zamanda dinle bir hesaplaşmayı da içeriyor. Fatma Aliye Hanım’ın Osmanlı kadınına gösterdiği örneklerin Asr-ı Saadet kaynaklı oluşu, romanlarında çizdiği örnek kadın tiplerinin Müslüman duyarlılığı ile şekillendirilmesi yazarın uzun süre unutulmasında etkili olmuş olabilir. Sahiplenilmeye başlanıldığı noktada ise daha çok “ilk feministlerimizden” diye tanımlanarak gündeme getirildi. Ancak ifade etmeye çalıştığım gibi feminist okumalar onu anlamakta yetersiz kalıyor.

Fatma Aliye Hanım’ın unutulmasına Halide Edip’in ortaya çıkışı da bir başka neden olarak gösteriliyor. Esasında bu iki gerekçe de birbirinden çok uzak sayılmaz. Bilindiği gibi Halide Edip’in romanlarında yer alan örnek kadın tipleri, yeni Türk kadınını temsil ediyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, yeni devletin modernliği en etkileyici biçimde, rejimin tanıtımının simgesi haline gelen kadın imgeleri yoluyla yansıtılmıştı. Genel olarak Halide Edip’in romanlarındaki kadınlar da, rejimin ideal kadınını temsil eden kadınlardı. Dolayısıyla Fatma Aliye Hanım’ın resmi ulusal kanonun dışında kalmış olması da son derece anlaşılır oluyor.

Fatma Aliye Hanım’ın Öncülüğü
Döneminde etkili olabilmiş bir yazar mı Fatma Aliye?
Fatma Aliye Hanım, döneminde oldukça etkili bir yazar ve kadınlar için bir öncü.
Fatma Aliye Hanım’ın eserlerinin yayımlandıkları dönemde çok okunduğunu biliyoruz. Yaptığı yazışmalarda, evrakının arasında bulunan sözleşme metinlerinde hatıra türünde yazılan eserlerinin bin adet, Enîn romanının üç bin adet basıldığını gösteren belgeler var. Öte yandan o dönemi anlatan yazarların söyledikleri de Fatma Aliye Hanım’ın döneminde popüler ve etkili olduğu düşüncesini destekliyor. Nihad Sami Banarlı, Ûdî ve Muhâdarât’ın yıllarca aile ve kadın toplantılarında “zevkle, merakla hatta gözyaşları dökülerek” okunduğunu aktarıyor. Reşat Nuri Güntekin ise, Ûdî’nin ne kadar rağbet gördüğünü şöyle ifade ediyor: “Çanakkale’de kış gecelerinde, komşu hanımların okuryazarları toplanarak roman okurlardı. Fatma Aliye Hanım’ın Ûdî diye bir romanını okumuşlardı. O kitabı o vakitten beri görmediğim halde hâlâ bütün teferruatıyla ve hayatımda tanıdığım en büyük bir zevk heyecanıyla hatırlarım. Buna nazaran bu eser bende büyük bir tesir yapmıştır”. Fatma Aliye Hanım, romanları ve özellikle süreli yayınlarda yayımladığı makalelerle kadınların pek çok konuda gelişmesine vesile olmuş, onları yazmaya teşvik etmiştir, Osmanlı kadınının bu anlamda önünü açmıştır. Arap dünyasında bile pek çok kadın yazar, Türkçe yazmış olmasına rağmen Fatma Aliye Hanım’ın kendileri için öncü olduğunu söylerler.

Aktif Bir Kadın
Edebiyat dışında toplumsal alanda nasıl bir Fatma Âliye kişiliği ile karşılaşırız?
Fatma Aliye Hanım, son derece aktif bir kadın. Sadece yazarak hizmet etmemiş, sivil toplum çalışmalarına da katılmış. Cemiyet-i İmdadiye derneğini kurmuş. Şehit ailelerine ve savaş malulleriyle onların ailelerine yardım amacıyla kurulan bu derneğe bağış toplama çalışmaları nedeniyle 1899’da II. Abdülhamit tarafından bir beratla ödüllendirilmiştir. Fatma Aliye Hanım, savaşlar sırasında da, Osmanlı kadınlarını mücadeleye destek vermeleri konusunda yüreklendirmiş, bu anlamda düzenlenen toplantılara konuşmacı olarak katılmış, hem kalemi hem de nutuklarıyla kadınları vatanın müdafaası konusunda desteklemiştir. Öte yandan çağdaşı kadın yazar ve şairlerle ilgili de destekleyici makaleler yazar. Bu, onun kadın dayanışmasını ne kadar önemsediğini de gösteriyor. Yani kıskanç bir yazar değildir Fatma Aliye. Bir Osmanlı münevveri olarak imkânları dâhilinde, her alanda elinden geleni yapmaya çalıştığını düşünüyorum.

Düşüncelerini aktardığı Hanımlara Mahsus Gazete nasıl bir gazete?
Hanımlara Mahsus Gazete (1895-1908) kadın dergi ve gazeteleri içinde en uzun ömürlü olanıdır. İlk sayısında kadınlar için bir gazeteye ihtiyaç duyulduğundan bahsedilmiş, kadınların, aileleri içinde, çocuklarının yanında bilgi edinmesini sağlamak için padişahın da izniyle çıkarılan bu dergide kadınlara eğitim vermekle kalınmamış, kadınlar yazmaya özendirilmişlerdir. Hanımlara Mahsus Gazete, sadece “iyi anne, iyi eş” rolünü benimsetmeye çalışmamış dergide, kadınların bu kimlikleri reddetmemekle beraber konumlarını sorgulayarak problemlerinden bahsettikleri görülür. Fatma Aliye Hanım, makalelerinin büyük bir çoğunluğunu Hanımlara Mahsus Gazete’de yayımlamış, romanlarının bazıları da öncelikle bu gazetede tefrika edilmiştir.

Asrı Saadet vurgusu
İslami konu, kavram ve kişilere dair farklı yaklaşımları söz konusu mu?
Fatma Aliye Hanım, İslamî olarak tanımlanan yanlış örf ve âdetlere göre değil, temel kaynaklara yani İslam’ın kutsal kitabına, peygamberin hadislerine ve Asr-ı Saadet uygulamalarına referanslarda bulunarak dinin en sahih biçimini eserlerine uyarlamaya çalışmıştır. Bu noktada bütün eserlerinin tutarlılık içinde olduğunu söylemek gerekir.

Bu yaklaşımları romanlarına nasıl yansıyor?
Daha önce de dile getirmeye çalıştığım gibi a’dan z’ye hayatın her alanında romanına konu olan meselelerle ilgili açık ya da imalı İslamî referanslar göstererek bunu uygulamaya çalışmıştır.

Peki ondaki Asrı Saadet vurgusu ile çağdaş İslami uyanış sürecinin Asrı Saadet vurgusu arasında paralellikler kurulabilir mi?
Fatma Aliye Hanım’ın en büyük şikâyeti Osmanlının son dönemlerinde yanlış uygulamalar nedeniyle âdetlerin dinin yerine geçmesidir. Bunu da insanların cahilliği şeklinde yorumlar. Bu noktada İslam’ın en güzel uygulandığı döneme Asr-ı Saadet’e göndermelerde bulunur. Ancak Osmanlı kadınlarına örnek olarak gösterdiği kadınların içinde Emevîlerden, Abbasilerden, diğer hanedanlardan ve Osmanlıdan örnekler de vardır. Bir ütopya olarak değil halen uygulanabilecek bir model olarak Asr-ı Saadet’i işaret eder.

Müslüman kadınlara dar oryantalist bakışı eleştiren Fatma Aliye Hanım Oryantalist (Şarkiyatçı) bakış açısına karşı Garbiyatçı (Oksidentalist) bakış açısının geliştirme çabası içinde midir?
Hayır, Fatma Aliye Hanım’ın böyle bir çaba içinde olduğu söylenemez.

İslamcı ya da İslami kimlikli yazarların Fatma Aliye gibi ilk dönem Müslüman kadınlara dönük metinler üretmeleri üzerinden de güncel bir okuma yapabilir miyiz?
Öncelikle İslamcı veya İslami kimlikli tanımlarının söz konusu yazarları rahatsız edebileceğini, kendilerinin sadece Müslüman olarak anılmayı daha çok tercih edeceklerini düşündüğümü söyleyerek başlayayım. Pek çok kez dile getirilmiştir; “insan düştüğü yerden ayağa kalkar”. İma ettiğiniz metinlerdeki kadınlar hâlâ iyiyi, doğruyu, güzeli işaret etmede zirve noktalarsa elbette insanlık dönüp dolaşıp bu değerleri konuşacak ve sanırım konuşmaktan bıkmayacaktır. Bu minvalde üretilen eserler bütün zamanlara hitap eden ideal örneklerin hem anlatılmaya, hem okunmaya, hem de dinlenmeye değer olduğunu ima ediyor. Kaldı ki ilk dönem Müslüman kadınlara dönük metinlerin kadınlar tarafından yeteri kadar okunup üzerine düşünüldüğünü, onların hayatından bugüne aksi düşen deneyimlerinden yeteri kadar faydalanılabildiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla söz konusu metinler gibi metinlerin üretilmesini son derece yapıcı buluyorum.

Mahmud Esad Efendi İle Tartışması
Çok eşlilik meselesine yaklaşımının hem dönemi hem de sonraki yıllar için önemi nedir?
Fatma Aliye Hanım dönemin din bilginlerinden Mahmud Esad Efendi (1855-1918) ile bu konuda tartışır. Bu tartışma çok eşlilik konusundaki ilk önemli tartışmalardan biridir. Tartışma metnini Taaddüt-i Zevcât Zeyl (1899) adı ile yayımlar. Bernard Caporal, kadının durumu sorununun Kasım Amin'in Mısır'da, İsmail Gaspıralı'nın Rusya'da ele alınmasından çok önce Fatma Aliye Hanım tarafından gerçekleştirildiğinin gözden kaçırılmaması gerektiğini söyleyerek Fatma Aliye Hanım’ın bu konuda da bir öncü olduğunu ima etmektedir. Mahmud Esad Efendi ile yaptıkları tartışma son derece seviyeli; bugün bile polemik üslubu konusunda örnek olma niteliği taşıyor. Fatma Aliye Hanım bu meseleyi bir sorun olarak romanlarında pek ele almamış; bu, çok eşliliğin kendi sınıfı için ciddi bir problem olmadığını düşündüğünden ve zannedildiği gibi Osmanlıda çok yaygın bir uygulama olmamasından da kaynaklanıyor olabilir. Bu meseleyi özellikle Avrupalı kadınlara izah etme noktasında bir çabası var. Bunu da yine İslami uygulamalar çerçevesinde ele almış. Daha önce de hatırlattığım gibi Fatma Aliye babası ile Mecelle üzerine de çalıştığı için, İslamda kadın hukuku konusuna son derece vakıf. Fatma Aliye Hanım çok kadınla evliliğe karşıdır. Babası Ahmet Cevdet Paşa da monogam evlilik taraftarıdır. Nisvan-ı İslam adlı kitabında çok eşlilik ile ilgili bilgi verirken İslam’da erkeklere adaleti sağlamaları koşuluyla belli durumlarda böyle bir iznin verildiğini, bunun kesinlikle İslam’ın bir emri olmadığını söyler. Ayrıca ortak istemeyen kadının boşanma hakkının olduğunu ve kadının kocasından boşanıp bir başkası ile evlenebileceğini belirtir. Söz konusu tartışma metnini 2007 yılında Hece Yayınları’ndan yayımladım. Bu metin, sonraları bu konudaki tartışmalara örneklik teşkil eden önemli ve kapsamlı bir tartışmadır. Türk modernleşme tarihi ve kadın ana başlıklı araştırmaların hemen hepsinde bu tartışmaya değinilir.

Kızının din değiştirmesi onu nasıl etkiliyor?
Kızı İsmet’in 1926 yılında tenassur ettiğine dair haberler Fatma Aliye Hanım’ın sadece edebî hayattan kopmasını değil yaşama sevincini de kaybetmesine neden olur. Dame De Sion’da eğitim gören 1901 doğumlu küçük kızı İsmet’in 1926 yılında tenassur ettiğine dair haberler Fatma Aliye Hanım’ın hayatının akışını değiştirir. Fatma Aliye Hanım bu tarihten itibaren ölümüne kadar babasından kalan tüm servetini kızını bulma uğruna harcar. 1928 yılında eşi Faik Paşa’yı da kaybeder ve bütün sorunlarla tek başına mücadele etmek zorunda kalır. Küçük kızının Katolik rahibe oluşu Fatma Aliye Hanım’ı derinden sarsmıştır. Yazar, hayattayken kızına yeniden kavuşamaz. Hayatının sonuna kadar kızını arayan yazar, bu dönemde edebiyat ve yayın dünyasından da iyice uzaklaşır ve unutularak ölür.

Soyadı olarak kendisine Topuz’u seçmiş olmasının özel bir nedeni var mı?
Hakkında yazılmış hemen bütün belgelere ulaşmaya çalıştım. Okuduklarım arasında soyadı tercihine dair herhangi bir bilgiye rastlamadım.

Söyleşi için teşekkür ederim.

Bu yazı 5 Temmuz 2010 tarihinde dünyabulteni.com'da yayınlanmıştır.




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar