17.02.2011
"Attığın vakit sen atmadın, lâkin Allah attı. Ve bunu, Allah müminleri güzel bir imtihana tâbi tutmak için yaptı. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitir ve bilir." "Beni isteyen Beni arar, Beni arayan Beni bulur, Beni bulan Beni sever, Beni seven Bana âşık olur, Bana âşık olana Ben de âşık olurum. Ben aşık olduğumu öldürürüm. Öldürdüğümün diyetini ödemek bana düşer. Onun karşılığı da bizzat Benim."
Sadık Yalsızuçanlar Sadık Yalsızuçanlar'ın "Gezgin" adlı romanı, büyük mutasavvıf Ibn Arabi'nin, maddi düzeyde gerçekleşen yolculuklarına içkin olan manevi menzilleri kat etmesini konu ediniyor. Mekânda yolculuk, zamansızlık içinde atılan kulaçlarla sürdürülen bir ebediyet yolculuğunun mecazı olarak kullanılıyor. Yalsızuçanlar, bu yolculuğu, kendi ruhî tekâmülüne ortak ederek kendi yolculuğu haline getirirken, okuyucuyu da bu yolculukta adeta İbn Arabi'nin yoldaşı Abdullah haline dönüştürüyor. Gezgin'in yolculuğu, manevi menziller arasında bulunan iki büyük durak arasındaki devasa tırmanıştır. Roman, büyük bir denizin, bir göl ile karşılaşmasıyla başlar ve iki "sahilsiz umman"ın birbirine kavuşmasıyla biter. İki büyük durak arasında peşine düşülen soru, "evet ile hayır"ın anlamıdır. Yalsızuçanlar'ın romanı, "evet ile hayır"ı anlama yolculuğunda bir tefekkür, bir hikmet meyvesi olarak tadılabilir.
Deniz ile Göl
Ummanın göl ile karşılaştığı ilk durak... Henüz yirmilerine bile gelmemiş hakîm ile ömrünün son demlerini yaşamakta olan filozofun karşılaşması. İbn Arabî ile İbn Rüşd'ün... Böyle bir karşılaşmanın olup olmadığı konusunda * tartışmalar muhtelif olsa da, Yalsızuçanlar'ın, romanının giriş kısmı olarak bu karşılaşmayı ele alması birkaç açıdan anlamlıdır.
Bu karşılaşma, romanın tümünde peşine düşülen sorunun, "evet ile hayır"ın anlamının ne olduğu sorusunun, zihinlerimize imza attığı ilk an olması açısından önemlidir. Filozof, büyük bir hakimden aklıyla ulaştığı menzillerin doğruluğunun teyidini istemektedir adeta.
Sessizliğin hakim olduğu bu karşılaşma, aynı zamanda Endülüs'ün manevi ve düşünsel bir portresini ortaya koyuyor olması açısından da önemlidir. Ünü ülkeleri aşmış çağın en büyük filozofu, düşüncesiyle geldiği menzilin doğru ya da yanlışlığını gencecik bir mutasavvıfa soracak kadar hikmet aşığıdır. Hikmetin düşünce ile vanlan bir menzilin çok ötelerine aştığının farkındadır ki, yaşını, ününü hiçe sayarak gencecik bir dervişin gözlerinin içine bakmaktadır. Bu portre, Endülüs'ü dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetlerinden birisi yapan şeyi resmetmektedir: Hangi kanaldan olursa olsun hikmete duyulan büyük aşkı...
İslam düşüncesinde hikmetle bağı en kopuk olduğu düşünülen bir filozofun dahi, bulunduğu noktada, hikmet aşkıyla yanıp tutuşan bir tevazua işaret etmesi önemlidir. Felsefede ve düşüncede neleri kaybettiğimizin anlaşılması açısmdan çok daha önemlidir bu karşılaşma.
Deniz, henüz "sahilsiz umman" olmamış bir deniz, o denize ve o denizin açıldığı sonsuzluğa ulaşmak için kendisiyle deniz arasında kanallar açmak için toprağı delmeye çalışan "Göl" ile karşılaşır. Göl, denize ulaşmak ister, ama önü engellerle doludur. Onu göl yapan özellikler, aynı zamanda onun deniz olmasını engelleyen bentleri oluşturur. Toprağı delip denize kanal açmaya çalıştıkça, gölün özellikleriyle denizin özellikleri arasındaki aşılmaz uçurumlar daha net ortaya çıkar. Göl, denize ulaşmak için, tam da onu göl olmaya mahkûm 4 eden özelliklerini kullanmaktadır çünkü.
* Ancak o gölün, şimdiki göllerden farkı, büyük hikmet aşkındadır büyük oranda. Şimdiki göller göl olmaktan mesut ve memnun olarak, kibirle, göle okyanusu sığdırmaya çalışan boş uğraşlar içindedirler. Endülüs'teki gölün, deniz olmak yönündeki iştiyakı, Endülüs'ün tüm manevi-düşünsel iklimini gösteren ve onu bugünkü medeniyetlerden farklı kılan ikinci portresi olmaktadır.
Yalsızuçanlar, romanın büyük bölümünün geçtiği Endülüs'ün bir portresini, iki büyük şahsiyet arasındaki büyük oranda sessizlikten ibaret olan bu karşılaşmaya sığdırarak, romanını, büyük tasavvuf eserlerinin kalbine doğru taşıyor. Filozof, hakimden beklediği cevabı, o zamana kadar ulaştığı menzilin onayı anlamına geldiğini düşündüğü "evet" kelimesini almışken, sonrasında gelen bir "hayır" cevabı ile sarsılır.
Ancak sarsılan sadece filozof değildir. Sarsılan, Gezgin ile birlikte yola, sırf bu "evet ile hayır"ın anlamını aramak için çıkacak olan okuyucudur aynı zamanda. Okuyucunun zihnine ve gönlüne o büyük soru böylece düşer; ana rahmine düşen tohum gibi... Zihnin ve gönlün rahminde gittikçe büyüyen ve en sonunda, ancak doğum anında cevabı anlaşılabilecek olan bir sorudur bu. Evet ve hayır ne demektir? Gezgin, filozofa evet ve hayır derken tam olarak neyi kast ediyordur? iki "Sahilsiz Umman" "Evet ve hayır" kelimelerinin, sadece filozofa verilmiş bir cevap değil, Gezgin'in hem kendisine, hem romanın yazarına, hem de okuyucuya, hikmetin özeti olarak ortaya çıkardığı bir meyve olduğunu romanm sonunda iki sahilsiz umman arasındaki karşılaşma sonrasında öğreniriz. İbn Arabî ile Mevlana'nın karşılaşıp karşılaşmadığı konusunda da, aynen İbn Rüşd karşılaşması için olduğu gibi rivayetler çoktur.
Bu yazı Enver Gülşen Tarafından,ı Ayraç Dergisinin Şubat Sayısında Yayınlanmıştır.