28.05.2011
0
beğenen
Aylardır hazırlandığım İstanbul yarışmasına az bir zaman kala üniversitenin bir Boğaz Turu düzenlediğini duydum. Bu benim için büyük bir fırsattı ve rehberin kim olacağını merak ederek yola koyuldum. Gemiye bindiğimde anlatacak kişinin oturduğu masaya bakınca içimi büyük bir heyecan kapladı. Rehberimiz İstanbul’u onun kitabından öğrendiğim ve her satırında içime ayrı bir İstanbul sevgisi katan Haluk Dursun’du. Yanına gidip yarışmaya katılacağımı ve soruların da onun kitabından çıkacağını söyleyince böyle bir yarışmadan haberi olduğunu söyledi. Bana hemen karşısındaki sandalyeyi gösterdi ve oturmamı söyledi. Artık mükemmel bir Boğaz Turu beni bekliyordu.

Boğaz Turu

Fındıklı Semti’nden başladı yolculuğumuz. Hocamız bize orada Bezm-i Alem Valide Sultan’ın yaptırdığı camiyi gösterdi ilk önce. Camilerin yaptıran kişinin adıyla anılması gerektiğini söyleyen hocamız bu camiye Dolmabahçe Camii diyenlerin İstanbullu olmadığını söyledi. Ardından Fındıklı’nın ünlü camisi, aynı zamanda bir Mimar Sinan eseri olan Molla Çelebi Camii’ni gördükten sonra Tophane’ye doğru ilerledik. Nusretiye Camii’ne geldiğimizde hocamız, II. Mahmud’un yaptırdığı bu camiye Yeniçeriler Ocağı’nın topyekün kaldırılışı sebebiyle zafer anlamına gelen “nusretiye” adının verildiğini söyledi. Sonra Tophane-i Amire Kasrı’nı ve onun alt taraflarındaki Tophane Kasrı’nı gördük. Yine bir Mimar Sinan eseri olan Kılıç Ali Paşa Camii, kasırdan hemen sonraydı. Biraz ilerledikten sonra bir zamanlar dünyanın oradan idare edildiği Topkapı Sarayı, Sarayburnundan bizleri selamlıyordu. Hocamız Topkapı Sarayı’nı çeviren sura Sur-u Sultani dendiğini söyledi ve Beşiktaş’a geçtik.

Beşiktaştaki muhteşem manzara hocamızın anlattığı şekliyle şöyleydi. Yüzlerce yıl boyunca İstanbul’un en unutulmaz davetlerine ev sahipliği yapan Çırağan Sarayı, onun hemen arkasında Küçük Mecidiye Camii, onun çaprazındaki Galatasaray Üniversitesi ve hepsini tamamlayan Yahya Efendi Dergahı... Boğaziçi Köprüsü’ne yaklaştığımız zaman ise herkesin hayran kaldığı Ortaköy semtinde olduğu için adına Ortaköy Camii denilen ama eğer İstanbullu isek adına Büyük Mecidiye Camii dememiz gereken o muhteşem yapıyı gördük.

Bebek’in nesi meşhur?

Boğaziçi Köprüsü’nü geçtikten sonra Bebek’e doğru ilerledik. Hocamız Bebek’in en meşhur şeyinin badem ezmesi olduğunu söyledi ve bununla ilgili bir öğrencisinin yaşadığı komik bir olayı anlattı: Haluk Dursun Hoca’dan bizim gibi İstanbul dersi alan ve Bebek’i çok iyi öğrenen öğrencisi öğrendiklerini kız arkadaşına anlatmak ve onu gezdirmek istemiş. Bebek’te gezdikten sonra kız arkadaşıyla beraber bir lokantaya gelen genç Bebek’in en meşhur şeyinin badem ezmesi olduğunu hatırlayıp garsondan bir kilo badem ezmesi getirmesini istemiş. Ama badem ezmesinin fiyatının ne kadar olduğunu bilmeyen genç, karşında hiç beklemediği bir fiyat görünce ne yapacağını şaşırmış. Haluk Dursun sonra öğrencisinin kendisine gelip: “Hocam her şeyi güzel anlattınız da bir tek badem ezmesinin fiyatını söylemediniz.” diye sitem ettiğini söyledi ve bu hikayeyi gülerek anlattı.

I. Abdülhamid’in camileri

Boğazın güzelliklerini seyrede seyrede Rumelihisarı’nı geçtik. Emirgan’a geldiğimizde Hamid-i Evvel Camii’ni gördük ve hocamız diğer Hamid-i Evvel Camii’sinin Beylerbeyi’nde olduğunu söyledi. Sarıyer’den sonra dümeni kırıp Boğaz’ın Anadolu Yakası’na geçtik. Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nın o göz kamaştıran kulesinin ardından Kanlıca’ya geldik. Haluk Dursun dinleyicilere Kanlıca’nın neyinin meşhur olduğunu sorunca herkesten ‘yoğurdu’ diye bir ses yükseldi. Ama Hocamız Kanlıca’yla ilgili ince bir ayrıntıya değindi: ‘Kanlıca’nın en meşhur şeyi ihtiyarlarıdır.’ Ardından Mihrabat Korusu ya da diğer adıyla Bahai Efendi Korusu tam bir doğa harikasıydı. Artık turumuzun sonlarına doğru gelmiştik.

Haluk Dursun Hocamız tur boyunca yanından geçtiğimiz camilerden, Boğaz’ın muhteşem yalılarından ve İstanbul'u İstanbul yapan değerlerden bahsetti. Eski İstanbul'dan artık eser kalmadığını söyleyen hocamız kültürümüzün yaşatılması gerektiğini ve bunun için bize çok görev düştüğünü söyledi.

Boğazdaki Yalı Tarzları

İstanbul Boğaz’ında yolculuk ederken birbirinden çok farklı tarzda yalılar görmek mümkün. Haluk Dursun Hocamız giderken gördüğümüz yalı tarzlarını bize tanıttı. İşte yalı tarzlarından birkaçı:

Rum Mimarisi

Rumların yaptığı yalıların en büyük özellikleri birbirine bitişik şekilde yapılmış olması ve balkonları olmamasıymış.

Türk Mimarisi

Türklerin yaptığı yalılar ise Rumların aksine iki tarafında da boşluk olacak şekilde ve kesinlikle balkonlu inşa edilirmiş.

Şişme Bot Zodyak Mimarisi

Hocamız İstanbul Boğazı’yla alakası olmayan, Boğaz’ın silüetini bozan bu yalı tarzını “şişme bot zodyak mimarisi” olarak nitelendirdiğini söyleyince dinleyicilerin arasından kahkahalar yükseldi.

Katalog Mimarisi

Bu mimari ise yalı tarzlarını beğenmeyip İstanbul'a çok uzak ülkelerde inşa edilmiş olan yalılardan katalog içerisinden seçip yaptırılmış olan ve İstanbul Boğazı'yla alakası olmayan yalı tarzı...

Mehtabı seyretmek için...

Boğaz’ın kıyısında, Sultan II. Abdulhamit zamanında yapılmış olan ve gece mehtabı seyretmek için yapılmış bir “kameriyye” de gördüklerimiz arasındaydı.

Bir İstanbul Hanımefendisi nasıl olmalı?

Haluk Dursun bir İstanbul hanımefendisinin nasıl olacağını şöyle tasvir etti. Eğer bir kadın çarşıya gidip mısır aldıktan sonra onu oracıkta ısırarak yemeye başlarsa o kadını kimse “Kimdir? Kimlerdendir?” diye merak edip sormazmış. Ama gerçek İstanbul hanımefendisi mısırı gidip kendisi almaz başkasına aldırırmış. Ardından mısır gelince onu bir güzel ipek mendiline sarar sonra da tek tek tanelerini koparta koparta yermiş. İşte o zaman herkes o kişinin kim olduğunu merak eder, sorar, soruştururmuş.

Hasip Paşa Yalısı

Beylerbeyi’ndeki Hasip Paşa Yalısı’na geldiğimizde hocamız bu muhteşem yapı hakkında bir tekerlemeyi bizimle paylaştı: “Dünyanın en güzel yeri İstanbul’dur. İstanbul’un en güzel yeri Boğazı’dır. Boğaz’ın en güzel yeri Beylerbeyi’dir. Beylerbeyi’nin en güzel yeri ise Hasip Paşa Yalısı’dır...”

Gerçi İstanbul’u gezmek Boğaz’ı gezmekten ibaret değil ama Boğazı da hakkıyla gezmeden İstanbul’u gördüm demek kabil değil.

Seyyid Ahmed Demir gördüklerini ve dinlediklerini yazdı




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar