Ayşe Kara'nın yeni romanı Lâl, merkezine İstanbul'u ve askı alıyor. Roman bir yandan da 1980'lerden günümüze muhafazakâr birikimin değişimini yansıtıyor, bu değişimin toplumsal fotoğrafını sunuyor.
Ayşe Kara'nın Lâl romanı, İstanbul'u ve aşkı odak alıyor. Romanda depremin sarsıcı etkisinin insanda yarattığı psikolojik savrulmalar işlenirken İstanbul giderek romanın başkahramanı oluyor, her şey onun üzerinden izah ediliyor. Nergis'te aşk, hem Fuat'ta hem de İstanbul'da hayat buluyor. Sanki biri olmadan aşk bütünlüğe kavuşamıyor, biri diğerinin yerine ikame edilemiyor, tek basma eksik kalıyor. Bu yüzden Nergis, İstanbul'u, tüm sevdiği yerleri Fuat'la birlikte gezmek istiyor. Aşk ve İstanbul birbirini tutuşturuyor, yaklaşanlan bu birliktelikle yakıyor. Nergis dönüp dönüp İstanbul'a sarılıyor, ona kanşıp, onda yok olmaya çalışıyor: "Nergis, her şeyi ile büyülü, sihirli bir şehir İstanbul, diye düşündü. Kaç kez bir kar tanesi gibi eriyip karışmak istemişti onun özüne. Ve kaç kez karışmadığı için aşkın bir acı hissetmişti. Güzelliğin ölümcül etkisini keşfettiği o gün kar yağıyordu yine.
Sanki bir masal şehriydi İstanbul.
(...) Onca düşünmüştü, bu şehir; bu mekân benim için ne ifade ediyor, niçin eriyip ona kanşmak istiyorum, niçin bu şehirle tamamlıyorum, tamamlanıyorum." Fuat ise Nergis'in İstanbul sevgisine şöyle cevap verir: "Benim şehrim de sensin. Ben de sende kalmak, senin güzelliğinde ölmek istiyorum." Roman boyunca İstanbul yeniden, yeniden ortaya çıkıyor; camileri, meydanlan, saraylanyla tüm anlatıma nüfuz ediyor, hayatlara yön veriyor. Kısaca İstanbul, canlı bir organizma gibi yaşıyor, geçmişi geleceği harmanlayıp hikâyenin içine giriyor, ona rengini, tonunu veriyor.
Muhafazakârlığın dönüşümü
Lâl, 1980'lerden günümüze, muhafazakâr birikimin günümüze kadarki değişim, dönüşüm ve konumuna bakıp, ev içlerinde, sokakta, ideolojinin, inancın, aşkın nasıl yaşandığına ilişkin sosyolojik, toplumsal fotoğraflar sunuyor. Hayatın savaşım ve mücadele olarak algılandığı bir zaman diliminde, aşkın kapısını aralıyor, onun gücünü, ışığını yansıtıyor. Dava adamlannın hayat karşısındaki savrulmalan, duygulan, zaaflan gözler önüne seriliyor. Ama Ayşe Kara, inancın/ideolojik tutumlann iyice keskinleştiği bir zaman diliminde, bir kampta yer alıp onu savunmanın kolaycılığına kaçmadan, dava adamlarının insani yanlanna, evrensel ve kalıcı durumlanna odaklanıyor. İnançlı insanlann dünyası etrafında yapılanıyor tüm roman. Doğrular, yanlışlar, göndermeler bu dünyaya ait. Bu anlamda Lâl, bir hidayet romanı olmamakla birlikte anlatıcının dili, bir tarafın dili. Ama bu bakış açısı onun içeriye, mutfağa nesnellikle bakıp onu eleştirmesine engel olmuyor, aksine cesaretle yapılan hatalara, yanlışlara, eksikliklere dokunmasını sağlıyor.
Riskli, sırlı, kutsal kabul edilen bütün temalara, sembollere dokunuyor, perdeleri aralıyor, üstü örtülmüş karabasanlann üstünü açıyor, gücü ve zaaflanyla insanı ortaya çıkanyor. Özellikle muhafazakâr dünyadaki erkeksi bakış da, ona teslim olan kadın da ironik bir dille eleştiriliyor.
Romanda, bir ailenin merkezinde son yüzyılda yaşanan sosyal değişimler işlenirken pek çok sosyolojik tanıklık yansıyor satırlara. Bu anlamda güncel olaylar, durumlar romanda geniş bir şekilde yer alıyor. Lâl, düşünce ağırlıklı bir roman evreni kurmasına karşın, gerçeği hem bireysel yanları hem de psikolojik yönleriyle, kimi zaman da imgesel bir dille işliyor. Mesaj/düşünce aktarmaya odaklandığı bölümlerde ise didaktik bir söylem hâkim oluyor.
Ama genel anlamda toplumsal/siyasal meseleler bildik kolaycı yaklaşımlarla, popülist anlayışlarla değil, romanın gerektirdiği estetik yaklaşımlarla, inceliklerle işleniyor. Romanda sosyal meselelerin insan üzerindeki etkileri yansıtılırken rahatsız edici mesaj zorlaması görülmüyor, olaylar, sloganlarla değil aynntılarla izah ediliyor. Ne var ki politik içeriğin öne çıkanldığı kimi bölümlerde biçimsel kaygılann azaldığı da bir gerçek.
Lâ/'ın zaafları biraz da roman olmasının zaaflan gibi. Öykü gibi ondan tek bir etki beklenmediği için, pek çok olay, durum, romanda yer almış.
Bu anlamda malumat fazlalığı, etki dağınıklığı roman türünün bir özelliği aslına bakılırsa. Ne var ki romanın yoğunlaştığı bölümlerde, emsalsiz İstanbul betimlemeleri, psikolojik derinlikli yaklaşımlar etkili bir iz bırakıyor okurda. Ayşe Kara, Refia Sulta/î'dan sonra, karakter yaratmada, anlatımda, dilde Lâl ile bir adım daha ileri giderek, romancılığının önemli bir yapı taşını daha oluşturuyor.