14.02.2011
0
beğenen

Hüseyin Sîret, yaşadığı dönemde adı Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin ile anılan bir şair, ömrünün en üretken zaman dilimini yalnızlık ve yoksulluk içinde sürgünlerde geçiren bir Jöntürk, Cumhuriyet'in ilanına müteakip Cerrâhi Âsitanesi Postnişîni İbrahim Fahreddin Efendi'ye intisap ederek tasavvuf yoluna girmiş bir derviş. 

Sîret'in yaşamı, edebi kişiliği Turan Karataş tarafından 'Hüseyin Sîret' adıyla kaleme alınan ve Timaş Yayınları'ndan çıkan eserde ustalıkla ele alınmış.

Asıl adı Hamdullah olan ve Mart 1872'de dünyaya gelen Hüseyin Sîret Özsever, ilköğreniminin ardından akrabalarının yardımı ile Mekteb-i Mülkiye-i Şahâne'ye devam eder. Sîret'in buradaki okul arkadaşları arasında Ali Kemal, İbnülemin Mahmut Kemal (İnal) ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) gibi isimler bulunur. Ancak Sîret, zatürreye yakalandığı için eğitimini tamamlamadan ayrılmak zorunda kalır. Hüseyin Sîret, önce herhangi bir ücret almaksızın çalıştığı Hariciye Nezareti Mektubî Kalemi'ne girer, ardından çok uzun bir süre geçmeden ayrılarak Nafıa Tercüme Kalemi'ne yüz elli kuruş maaşla memur olur. Sîret, bir taraftan da Servet-i Fünûn dergisinde yazılar yazar ve döneminin revaçta fikirlerinin savunuculuğunu yapar. 'Yenilikçi' bir zümrenin içerisine dahil olan Sîret, meşrutiyet rejiminin tutkulu bir savunucusu olarak II. Abdülhamid'e karşı düşmanlık besler. İlk yazılarını 'H. Sîret' imzasıyla kaleme alan Hüseyin Siret, Servet-i Fünûn'a dahil olduktan sonra Tevfik Fikret, kendisine 'H'nin ne anlama geldiğini sorar. 'H' harfinin Hamdullah isminin kısaltılmışı olduğunun örenince bunu beğenmeyerek şairin adının Hüseyin olmasını ister ve Sîret de şairin bu önerisine itiraz etmez.

Uydurma bir cenaze

Saray'a giden, 'Gizli bir cemiyet, uydurma bir cenaze tertip edecek; zamanın ulemasıyla Tevfik Fikret, İsmail Safa ve Hüseyin Sîret bu tabutu takip ederek Yahya Efendi Dergâhı'na gidecek ve burada, sembolik olarak, II. Abdülhamid'i tahttan indirerek yerine Sultan Murad'ı geçirecekler' şeklindeki jurnal üzerine Tevfik Fikret ve Hüseyin Sîret'in evleri aranır. Evlerde bulunan kırmızı kapaklı kitapların 'kan ve ihtilal' anlamına geldiği kararına varılarak her iki şair de tutuklanır.

Osmanlı Devleti'nin sıkıntılı günlerini yaşadığı, dışarıda toprak kayıplarının gerçekleştiği ve içeride karışıklıkların bulunduğu bir dönemde, bir kısım aydın çözüm için büyük bir Batı devletinin özellikle de İngiltere'nin desteğinin şart olduğuna inanır. O yıllarda daha çok yurtdışında faaliyet gösteren İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle bağlantısı bulunan bir Jön Türk olan ve İngilizlere hayranlık besleyen İsmail Kemal Bey'in öncülüğündeki bir grup aydın, İngiltere'nin Güney Afrika'daki Boer'e karşı başlattığı Transval Savaşı'nı fırsat bilir. İsmail Kemal, İngilizlerin Transval Savaşı'ndan zaferle çıkmalarını temenni eden bir mektubun (tebrikname veya dilekçe de denebilir) elçiliğe sunulmasını teklif eder. Hazırlanan metnin altında Hüseyin Sîret dahil olmak üzere arasında muharrir, muallim, defterdar, bahriye zabiti, dava vekili, müftü, mütercim, müstahdem, askerî memur gibi hemen her meslekten 29 kişinin imzası mevcuttur. Olayın Saray tarafından duyulmasının ardından soruşturma başlatılır ve "sorgusunda hareketin düzenlenmesinde büyük etkisinin olduğunu itiraf zorunda kalan Hüseyin Sîret Bey, çok sıkı gözetim altında bulundurulması ve firarına meydan verilmemesi konusundaki uyarılarla" Adıyaman'a sürgün edilir.

Sürgünden dönüş

Karısının ölümü ve maddi-manevi sıkıntılarla sürgünde geçen bir yılın ardından verdiği dilekçe neticesinde sıkıntılarından bir nebze uzaklaşmak için Mezra'ya giden Sîret, dönüş yolunda Malatya'da karşılaştığı yenilik taraftarı Amasya mebusu İsmail Hakkı Paşa'nın yarımlarıyla Paris'e kaçar. Burada I. Jön Türk Kongresi'ne katılanlar arasında yer alan Hüseyin Sîret, Paris'te kaldığı süre içinde âdeta "başıboş" bir hayat sürer ancak para sıkıntısı çekmez. Çünkü, Mustafa Fazıl Paşa'nın Jön Türkler'e olan maddî desteği devam etmektedir.

II. Meşrutiyet'in 10 Temmuz 1908 tarihinde ilan edilmesinin ardından sürgünden dönenler arasında 8 yıllık bir ayrılığın sonucunda memleketine ayak basan Hüseyin Sîret de vardır.

Yurda döndüğünde ve Kamil Paşa Kabinesi'nin iş başında olduğu bir dönemde Hazine-i Evrak Müdürlüğü görevini yürüten Hüseyin Sîret, Mahmut Şevket Paşa Hükümeti'nin iş başına gelmesiyle görevinden ayrılır. Yeni hükümetin adamları tarafından "ahrâr"a mensup denilerek evine baskın düzenlenen Sîret, aranacağını hatta Sinop'a sürgüne gönderileceğini duyarak yirmi gün Tevfik Fikret'in evinde ve Robert Kolej'de saklanır. Sonra bir yolunu bularak, bir Rus vapuruyla ve Amerikalıların yardımıyla Marsilya'ya kaçar. Vatandan bu ikinci ayrılışın ardından Hüseyin Sîret, Anadolu coğrafyası bölüşülmek üzere âdeta masaya yatırıldığı 1920 yılının başlarında İstanbul'a ikinci kez avdet eder. Ömrünün en güzel, enerji dolu yıllarını maceralarla sürgünlerde ve gurbet illerde; yalnızlık ve yoksulluk içinde harcayan Hüseyin Sîret, Cumhuriyet döneminde sade ve sakin bir hayat sürer. Uzun yıllar Darüşşafaka Lisesi, Alman Mektebi, Eseyan, Avusturya ve Kuleli Askerî liselerinde edebiyat öğretmenliği yapan şair, bu yıllarda da yine yoksulluk içerisindedir. Hüseyin Sîret, son yıllarını eşi, oğlu ve geliniyle birlikte Kurtuluş'taki evinde sakin ve mütevazı bir şekilde geçirir. Tarihimizin üç önemli dönemine (Abdülhamid devri, Meşrutiyet ve Cumhuriyet) tanık olan; uzun ve bedbaht bir hayat süren Hüseyin Sîret, kısa bir hastalık sürecinden sonra 27 Şubat 1959'da sonsuzluğa uğurlanır.

Mete Kaya, Yeni Şafak Gazetesi
Bu yazı
09.02.2011 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi kitap ekinde yayınlanmıştır