22.06.2010
1
beğenen
Seher Kadıoğlu'nun Röportajı;

Lâl bir İstanbul romanı ama en çok Fatih’i sevdim. Fatih’te insanı çeken bir şeyler var. Bir müddet bu semtte ikamet etmişlerden de aynı duyguları alıyorum. Kadıköy’de oturup Fatih’i özleyenlerdenim. Romanda da Fatih/ Kadıköy karşılaştırmasına rastlıyoruz. Fatih semtinin yerine başka bir semt romana bu derece yakışmazdı. Fatih’in tılsımıyla bakınıyoruz İstanbul’a.

Okuma maceram ilginçti. Sanki hep bir gecedeydim ara sıra gündüz düşleri görüyordum. Bu arada yüz yıl öteye uğrayıp yine aynı geceye dönüyordum. Kitapta karakterlerle yol alırken ani bir dönüşle aşka çıkıyordu yolum. Her hayat hikâyesi başka bir roman kapısına açılacakmış gibiydi, bu da eserin edebi yanını zenginleştiriyordu.

Lâl titiz bir okuma gerektiriyor ama sıkmıyor. Bir yanda Tanpınar, Mevlana, Sartre, İbn Haldun… Hicaz Demir Yolu…Bir yanda fırından yayılan sıcak ekmek kokuları… Tarihler, saatler izlenerek ikinci bir okuma imkânı sağlıyor yazar. Bir gecede tarihin içinden geçermişçesine, zamanda yolculuk yaparcasına, insanların ruhuna dokunurcasına ilerliyoruz. Bir değil defalarca okumalı bu kitabı.

Diğer medyanın dikkatini Nergis’in mahrem alanı toplasa da olağanüstü karelerde bazen kaybolduğunuzu hissetseniz de korkmayın; şaşırdığınız köşeden topluyor sizi yazar. Ayet-el- kürsi’nin, Ashabı Kehf’in, isimlerinin gücü ile karşılaşıyorsunuz. Bazı dualar okunurken şifreler çözülüyor mesela. Gerçeküstü varlıklar insanın karşısına çıkabilir mi? Maddenin naklinden tayy-i mekâna uzanan düşünsel bir yolculuk algımızın sınırlarını zorlar mı? Aşk, ölüm, insanın çıldırma noktası, kısaca insana, hayata; görünür âlemden, gerçeküstü âleme geçişin şifrelerine dair tek bir unutkanlığı yok romanın.

Varlığın Özü Ateşti Sanki
> Roman, Lâl adını Nergis’in lâl halinden ve anıları, 1800lü yılları günümüze taşıyan, saraylı büyükanne Gülnihal Hanım’ın çeyizindeki Lâl gerdanlıktan mı alıyor?


Lâl sadece lâl gerdanlıktan ve Nergis’in lâl halinden almıyor ismini. Bir metafor olarak yer alıyor romanda lâl. Daha önceki söyleşilerde de ifade ettim. Varlığın özü ateş olarak göründü bu yazma sürecinde bana. Ve bu tüm hikâyeye yansıdı.

Züleyha’nın Yusuf’a Aşkını Dinleyerek Kıyama Duruyoruz
> Muhafazakâr toplum hayatını anlatan sanat yapıtlarında erkeklerin hayatlarına giren kadınlar konu edilir…


Haklısınız. Bana gelen ilk sorulardan biri şöyleydi; “Muhafazakâr bilinç mi değişti?” oysa ben Müslüman / muhafazakâr bilincin derinliklerinden gelen bir akışla yazdım bu hikâyeyi.

Zira biz bin dört yüz yıldır, Kur’an’ı Kerimin en güzel kıssa dediği; bir kadının bir erkeğe duyduğu aşkı zikrediyoruz -Örneğin Kâbe’de binlerce kişi topluca bu kıssanın okunuşu ile Züleyha’nın Yusuf’a aşkını dinleyerek kıyama duruyoruz- Farkı şu; şimdiki zamanda yaşayan bir kadının hikâyesi bu. Maalesef, Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi: “Hâlâ Ramazan fitrelerini arpa-buğday hesapları üzerinden yapan dindarlık, kadınlığın sorunlarını da ister istemez Havva - Meryem dualitesinden hareketle kavramaya çalışıyor.”

Burada şunu önemle belirtmek isterim ki yanlış bir anlaşılma doğmasın; elbette sık sık kaynağa gidilmelidir. Ben de Havva/Meryem hikâyesi yazmayı çok isterim. Ama günümüzde yaşayan Müslüman/ muhafazakâr kadınların da (erkeklerin de tabii) hikâyeleri var, “kimlik, kişilik”, “modern ve gelenek” çatışmalarının sarkacında yaşadıkları; etten kemikten müteşekkil, kalpleri olan insanlar olarak anlatılmaya hakları var. Ki ben bu romanda Müslüman/muhafazakâr kadını somutlaştırmaya çalıştım. Art niyetsiz okunduğu takdirde birçok negatif durumu(kimliği, örtüsü gibi üzerinden yaşanan hesaplaşmaları/kavgaları) azaltabileceğine inanıyorum.

Arap Toplumu Avrupa’ya Çok Yakın Evlilik Hususunda

> Nergis harama bulaşmadan birkaç erkekle karşılaşıyor. Helal bile olsa bizim toplumuzda bir kadının hayatına birden fazla erkeğin girmesi pek kabul görmez. Ve bunu hoş görmeyen aynı çevreler, kadının ekonomik yeterliliğini kazanmasını da önemsemezler. Kocası gittiğinde veya öldüğünde çocuklarını nasıl büyüteceği hakkında bir yol da önermezler. Her ne kadar Nergis’in maddi problemleri yoksa da Nergis’in evlilikleri alışılmış bir durum değil. Ama bir erkek 4 /5 kere evleniyor ne dersiniz?


Evet hikâyenin yazarı olarak bu sorulara muhatap oluyorum. Bunu ifade de ben bile zorlanıyorum…

Ama Nergis’in yaptığı evlilikler keyfi görünmüyor.

Evet. Keyfi değil…

> Şimdi kadının kocası öldüğünde yeniden evlenmesi İslami çevrelerde de abes karşılanıyor, kadın ne yapacak?

Sorun İslami değil toplumsal; adetler, görenekler. Kadın tekrar tekrar evlenmeyecek diye hiç bir kayıt yok.

> Muhafazakârlar arasında gelenekler daha mı fazla referans alınıyor…

Evet. Türkiye’de bu böyle. Arap toplumu Avrupa’ya çok yakın evlilik konusunda. Evlenir, boşanır, tekrar evlenir. Trajedi haline getirilemez bu olay…

> Şimdi iki kadın, kadınların çok evlenmesini istiyor diyecekler…

Biz toplumsal bir mevzudan bahsediyoruz; gönül ister ki her şey yolunda gitsin, çocuklar anne baba kanatları altında, aynı çatıda büyüsün. Fakat hayat bu…

Muhsin Bilmecesi

> Nergis’in evliliklerine dönersek…


Nergis Muhsin’i bekliyordu, ölünceye kadar da bekleyecekti. Ama kaza diye bir şey var. Nergis, Muhsin’in yitişi ile geldiği çıldırma noktasından uzaklaşmak; Bosna savaşı mağdurlarına yardımda bulunmak için katıldığı Bosna yardım gurubunda çocukluğundan itibaren görmediği(ailenin Mekke’ye yerleşen kolundan) kuzeni Fuad’la karşılaşıyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Muhsin de mahkemece gaip ilan edilmişti. Yani vurgun yemiş, yaralı, onarılmaya muhtaç bir kadındı Nergis.

> Muhsin dönseydi ne olacaktı?

Trajedi...

Bu röportaj 22 Haziran 2010 tarihinde haber7.com'da yayınlanmıştır. Röportajın devamı için bağlantıyı tıklayabilirsiniz.





Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar