17.03.2010
1
beğenen
Hilmi Yavuz, yeni kitabı "Okuma Biçimleri"nde okumanın yöntemlerini ve gizlerini araştırıyor.

Kitapçı raflarındaki binlerce kitap, birbirinden alımlı kapaklarıyla okurlarını çağırır. Yine binlerce okur, kendi beklentileri, ilgi alanları ya da haklarında okuduklarının etkisiyle o kitaplarla buluşur. Peki ya, alınan o kitapların ne kadarının hakkı verilir okunurken? Okumak dediğimiz şey, sadece sayfalardaki işaretlerin anlaşılmasından mı ibaretttir? Yoksa, tıpkı yazmak gibi, okumanın da belli kuralları, yöntemleri, gizleri mi vardır?

Şair ve yazar olarak tanıdığımız, üniversitede verdiği dersler ve köşe yazılarıyla edebiyat eleştirisine önemli katkılarda bulunan Hilmi Yavuz, "Okuma Biçimleri" adlı, okumanın yöntemlerini ve gizlerini araştıran bir kitap yayımladı bugünlerde.

Şiir Eleştirisi

Akşit Göktürk'ün "Okuma Uğraşı" adlı kitabı gibi, doğrudan okumanın kendisine odaklanan az sayıdaki çalışmadan birisi "Okuma Biçimleri"... Kitap, "Süre ilişkin okumalar" ile "Sinemadan... heykele okumalar" olarak iki bölümden oluşuyor.

Edebiyat okumalarında, romana ve düzyazıya göre şiire daha çok yer vermesini ise, "Türkiye'de şiirin teorik bir bağlamda okunması konusundaki yetersizliklere" bağlıyor yazar. "Zamanın ruhuna uygun bir biçimde, ilginin daha çok romana ve düzyazı türlerine yönelmesi" gerçeğinden yola çıkarak, şiirin hak ettiği yere ancak teorik yeniden okumalarla ulaşabileceğini iddia ediyor. Hatta, kitabın daha ilk yazısında, geçmişten günümüze şiirr eleştirisinin kısa bir özetini vererek "Şiir eleştirisi alanında her şey, asıl şimdi başlıyor" bile diyebiliyor ki; 1990'lardan sonra, şiir eleştirisinin aldığı seyir de bu tespitin dayanağını oluşturuyor.

"Okuma Biçimleri" adı, yazarın da belirttiği üzere, John Berger'ın "Görme Biçimleri"nden esinlenerek konulmuş. Ama elbette, bu iki kitabın söylediği şeyler arasında ortak bir nokta yok. Yazar, "Okuma Biçimleri"yle edebi bir metnin okunma, yorumlanma ve anlamlandırılma biçimlerini kast ediyor. Hirsch, Gadamer gibi eleştirmen ve kuramcıların tespitlerinden yola çıkarak tartıştığı bu biçimleri de, üç kategori altında topluyor: 'Yazar merkezli okuma', 'metin merkezli olcuma', 'okur merkezli okuma'.

Felsefi Boyut

Aslında kitaptaki bütün metinler, çeşitli filozof ve eleştirmenlerle girüen tartışma ve diyaloglar üzerine kurulu. Zaman zaman Nurdan Gürbilek gibi yerli eleştirmenler de konuk oluyor yazılara, Heidegger gibi filozoflarda... Hilmi Yavuz'un güçlü olduğu alanlardan birinin de felsefe olmasının etkisi var bu durumda. Felsefeci yanı, şair ve eleştirmen yanıyla birleşince, ister istermez edebi metinlerin felsefi bir okumasına da yöneltiyor yazarı. Bu da, ele aldığı edebi meseleleri, kolayca felsefenin içinde tartışabilmesine ya da felsefi bir meseleyi edebiyatın içinde keşfedebilmesine neden oluyor ki, günümüz edebiyat eleştirisinde, çağdaş eleştirel felsefenin gücü inkâr edilemez.

Kitapta, yazarın 'yorumlama cemaatleri' gibi meseleleri ele aldığı felsefe ağırlıklı yazılara göre, yazarın okuma örnekleri daha fazla yer tutuyor. Örneğin, "Bir Metin Merkezli Okuma Denemesi" başlığı altında, Oktay Rifat'ın "1509 Depremi" adlı şiirini, tarihle şiir arasında kurulabilecek ilişkinin yetkin bir örneği olarak ele aldığı yazısı...

Ya da Tanpınar'ın Yahya Kemal ile olan ilişkisini, Harold Bloom, Kristeva ve Freud gibi düşünürlerle tartışarak, Tanpınar'ın şiirden romana kaymasının nedenlerini araştırdığı yazısı gibi bir dizi 'örnek okuma' eşlik ediyor kitaba.

Aslında tüm bu okumalar, 'okuma' dediğimiz edimin çok boyutlu yapısını ve metnin kendisinden çok, nasıl okunduğu ya da yorumlandığının önemli olduğu gerçeğini gösteriyor. Bu yüzden bir metni nasıl okuduğunuz, en az o metnin kendisi kadar önemli; belki de daha önemli...

Tüm Evreni Bir Metin Olarak Görmek Mümkün

Kitabın ikinci bölümünü oluşturan "Sinemadan... heykele okumalar" bölümü; resim, heykel gibi somut metinlerin okunmasına dair örneklerden oluşuyor. Metin denilince, çoğunlukla yazılı metinler anlaşılır. Ama bir müzik parçası da, bir film ya da resim de, okunan ve yorumlanan, kendilerine özgü dilleri olan metinlerdir. Hatta tüm evreni bir metin olarak bile görmek mümkün. Dinleri, sanatları ve felsefeyi de, o metni okumaya çalışmanın bir sonucu olarak düşünebiliriz. Astroloji denilen şey, yıldızların okunma çabasından başka bir şey değildir örneğin.

Milliyet Gazetesi - Kitap - Bülent Usta




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar