Yakın zamana kadar AKP'nin lütfuna mazhar olmasına rağmen "doğru"yu söylediği için hınk deyicilerin köyünden kovalanan evrensel değerde tarihçimiz İlber Ortaylı, üstelik Taha Akyol'un sorularını yanıtladığı Osmanlı Mirası(*) başlıklı röportaj kitabında, Ermeni soykınm iddiası hakkında der ki:
"İkinci Cihan Harbi'nden sonra, Yahudilere yapılan Holacaust'la burada yaşananlan örtüştürme çabası başladı. Bu elbette doğru değil ve bu propagandadan öncelikle rahatsız olanlar da dünyadaki Yahudilerdir. Çünkü bu, İkinci Cihan Harbi'nde, masum, bihaber ve asimile olmuş Yahudilere yapılan zulümle mukayese edilemez. Orada gerçek anlamda bir soykırım var ki problem de buradan çıkıyor.
Bizde kime sorsanız, Ermeni meselesine emperyalizmin oyunu, Amerika'nın, Almanya'nın veya Ermenilerin kara propagandası der. Fakat bunların hiçbiri yetmez bu işe. Yani ne emperyalist devletlerin istihbarat servislerinin oyunlan, ne de Ermenilerin kendi propagandası bu işi bu kadar alevlendirmeye yeter.
Avrupa'nın Almanya ve Fransa gibi iki büyük millerinin Yahudi katliamı konusunda çok pasif kaldıkları ve tarihi kültür mirasları icabı, büyük ölçüde bu soykınmı destekledikleri ortada.
Bütün uyuşturucu müptelalan herkesi müptela etmek ister, üzerlerinde böyle bir psikoloji var. Oysa soykınm, İkinci Cihan Harbi'nden sonra, görece yeni icat edilmiş bir kavram ve zaman aşımına uğramayan bir suçu ifade ediyor. Zaman aşımına uğramayan bir suç ne demektir, toplum olarak bunu iyi kavramamız, üzerinde iki kere düşünmemiz lazım. Bu konuda verilecek bir karardan hem dedelerimiz, hem çocuklanmız, hem de onların çocuklan etkilenecek. Böyle bir karara biz katılır mıyız, katılmaz mıyız? Böyle bir talebi kabul edelim mi, etmeyelim mi? Soykırım; katliam, kitle katliamı, mukatele gibi olaylarla mukayese edilemez. Son derece yaralayıcı ve damgalayıcı bir suçtur ki, Türkiye tarihinde hiç kimse bunu hak etmiyor. Bizim halkımızdan hiç kimse bu olaylar olurken de böyle bir suçlamayı hak etmiyordu, gelecekte de hak etmiyor. Almanya mahreçli gruplara (Y N. Kızılderililerin soykınmından sorumlu ABD'ye de...) şunu söylemek lazım: Siz kendinize suç ortağı arıyorsunuz, bunu böyle bilesiniz.
Türkiye'nin Batıda yapacağı şey, sağlam durmak olmalıdır. Ermenistan'ın bu gibi talepleri olduğunu biliyoruz. Ancak bu coğrafyada Ermenistan diye bir ülke var, o ülke bizlerle yaşamak zorunda, biz de onlarla yaşamak zorundayız. Türkiye'yle barıştığı takdirde, Ermenistan'ın hem refahı artar, hem huzuru tesis olur, hem de ülke kültürel olarak gelişir. Biz maalesef Levon Ter Petrosyan'ı yeterince destekleyemedik, açık ki burada bizim basiretsizliğimiz var. Levon Ter Petrosyan'ın son derece akıllı müşaviri Gerard Libaridian, diasporanın Ermenistan'ın başına dert olduğunu, Ermeni lobilerinin ülkeye katkıdan çok, zararının olduğunu açıkça söylüyor. Çünkü Ermenistan, diasporasını yönetemiyor ki, bütün mesele de budur. Mesela İsrail, ana vatanda yaşayan nüfustan iki misli kalabalık olmasına rağmen diasporasını yönetiyor, onun esiri olmuyor.
Biz herhalükârda, Ermenistan ile iyi geçinmek, onları himaye etmek ve işbirliği yapmak zorundayız. O zaman bu problemler ortadan kalkar. Ermenistan'da memleketi idare edemeyen Taşnak Partisi'nin bir istikbali yok.
Diğer yandan, Türkiye'deki Ermeniler her zaman çok aklıselim bir diaspora oldu. Osmanlı'dan gelen soğukkanlılığı, tarihi tecrübeyi bağırlarında taşıyorlar..."
Bana kalırsa bu analize önem vermek ve soğukkanlılığımızı koruyarak, dik durmak gerekiyor. Ama giderek istikrar ve irtifa kaybeden bir Türkiye, böylesi bir baskıya nasıl direnecek?