12.04.2010
Sessiz ve kendimizden dahi uzak yaşamlarımızda bizi değerli kılan pek çok insanın varlığını dahi fark edemeden yaşayıp gidiyoruz. Şairin dediği gibi;
"Bize ne başkasının ölümünden demeyiz/çünkü başka insanların ölümü/en gizli mesleğidir hepimizin/başka ölümler çeker bizi/ve bazen başkaları/ölümü çeker bizim için."
Daha dün dediğimiz bir tarihti 2009’un 22 Şubatı...
Bakın, üzerinden bir yıl geçmiş bile! 22 Şubat bu ülkenin değerlerinden birini yitirdiğimiz, geride eşsiz bir mirasın sesi olarak yazdıklarını kucakladığımız Turgut Cansever’in vefat ettiği gündür. Sene-i devriyesinde hem kendisini hayırla anmak hem de bir asra yaklaşan ömründe bize anlatmak istediklerine kulak vermek için iyi bir fırsat geçti elimize.
Turgut Cansever’in kitaplarının yayınlanmaya başlanmasının üzerinden neredeyse yirmi yıllık bir zaman geçti ve biz bugün elimizde ünlü mimar ve fikir adamımızın son kitabı olan “Osmanlı Şehri”’ni buluverdik. Bu fırsatı vücuda getiren Timaş Yayınlarını ve yayınevi editörlerinden Seval Akbıyık’ı kutlamak gerekiyor. Turgut Cansever ismini ilk kez duyanlar için hemen kısaca kendisinden bahsetmek istiyorum. Turgut Cansever; mimar, sanat tarihçisi, şair, musikişinaz ve fikir adamı. 1920 yılında Antalya’da başlayan hayat hikâyesi iyi bir mimar, derin bir musikişinas, hassas bir şair ve sorumlu bir bürokrat ve araştırmacı bir akademisyen olarak geçti. Hayatı boyunca burada sayamayacağımız kadar çok projede imzası bulunan ve aynı zamanda Uluslar arası Ağa Han Mimarlık ödülünü üç kez kazanan ilk ve tek mimar olma özelliğini sürdürmektedir. Hayatı boyunca hayata ve gördüklerine insan penceresinden bakmayı ilke haline getirmiş bir insandan bahsediyoruz.
O’na göre; insanın, hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fiziki ürün ve insan hayatını çevreleyen yapı olan şehrin imajı İslam kültürlerinde cennet tasavvurunun bir yansımasıdır. Bir mimar duyarlılığıyla insanlığın karşı karşıya bulunduğu ‘güzelleştirme’ görevini önemseyen Turgut Cansever, içerisinde hat, minyatür, tezyinat, resim, şiir, müzik ve mimariyi barındıran geniş bir mecrada ‘sürek avına’çıkar. Bu sebeple olsa gerek yayınevi editörleri Cansever’in yayımlanmamış makalelerinden oluşan bu son kitabına “Osmanlı Şehri” ismini uygun görmüşler.
Uzun yıllar hem Ankara hem de İstanbul’un şehir planlamalarında aktif olarak görev alan, Beyazıt Meydanı düzenleme projesiyle hafızalara kazınan Cansever, aynı zamanda geleneksel mirasımızı hakkıyla okuyabilen ve beslenme kaynaklarından birini “gelenek” olarak ilan edebilen ender mimarlarımızdandır. Ömrü boyunca Osmanlı’nın mimari yaklaşımlarını felsefi boyutta anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan mimar her fırsatta anlamlandırdığı tüm birikimlerini olabildiğince paylaşma gayreti içerisinde olmuştur. Bunların bir nişanesi olarak kabul edilecek olan “Kubbeyi Yere Koymamak” isimli kitabı bu gayretlerin ürünlerinden biridir.
“Yeryüzünün bütün kültürlü milletleri içinde yalnız Türkler, Ayasofya’nın çok hayranlık uyandıran kubbe sistemini ele almak, ondan varyasyonlar çıkarmak ve nihayet mikyas itibariyle onu aşmak cesaretini göstermişlerdir” diyen Cansever’e göre “Türk evinden elimizde kalanları korumak ve buna ilaveten Türk evini ve mahallesini vücuda getiren iradeyi yeniden etkili kılarak çözümleri yeniden üretmek, toplumumuzun gelecek nesillere karşı en önemli görevi olacaktır.”
İşin içinden gelen ve mimarinin derdini, sızısını taşıyabilen böyle bir sese yerel idareler ne kadar kulak veriyor bilemiyoruz ama Turgut Cansever’in kitaplarının öncelikle şehir planlamacıları ve yerel yönetimin emektarları tarafından okunması gereğini ısrarla vurgulamak isteriz. Bu çerçevede bir belediye başkanı veya şehrine karşı sorumluluk taşıyan tüm bireyler Turgut Cansever’in bu misyonunu geleceğe taşımak gayretinde önde olmalıdır kanaatindeyiz. Bilinçli bir şekilde yok edilen Osmanlı Türk Mimarisinin kalan son örneklerinden yola çıkarak şehirlerimizi yeniden kurmalı ve hayat felsefemizin, inançlarımızın birer yansıması olan mahallelerimizi tekrar vücuda getirmeliyiz. Yaşama biçimlerinin değişmesiyle ilgili olan bu mimari felaket yaklaşık bir asırdır yurdumuzun dört bir yanından devam ediyor ve biz her gün gözlerimizin önünde bunu yaşıyoruz. Bu felakete karşı duran, tarihinden ve özünden kopmayan gerçek aydınlarımızın çoğalması için Turgut Cansever neden bir kalkış noktası olmasın! Cansever’i okumaya başlamak için son yayımlanan “Osmanlı Şehri” bir vesile olabilir. Özelde Bursa için Cansever’in dile getirdiği Hisar Semtinin yaşayan Osmanlı mirasının en önde gelen açık hava müzelerinden biri olduğuna dair vurgusu O’nun kaygılarının ne derece yurt sathını kucakladığının da en büyük göstergesi olsa gerek. 2008 yılı "Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"nün de Sahibi olan bu eşsiz insanı rahmetle anıyoruz.