24.11.2010
2
beğenen
Öğretilmiş tarih ile çarpıtılmış tarih arasında bir yerlerde durduğumuzu zannediyorken bir de saklanan tarihimiz olduğunu keşfettik. Uzun değil bunun geçmişi. İki binli yılların başından itibaren derin bir sorgulamanın, acaba, diyerek yaklaşımın eseri olarak doğru bildiğimiz yanlışların yanında yanlış bildiğimiz doğruların da var olduğunu gördük.

Öğretilmiş tarih; cumhuriyetin ilanından bugüne değin devam eden bir sürecin –ya da Mustafa Armağan’ın ifadesiyle bir projenin– sacayağı olarak tekrar edilip durdu. Bandırma vapurunun sefaletinden, padişahların harem rezaletine, Lozan’ın büyük zafer oluşundan Kürt ve Dersim isyanlarının eblehliğine kadar bir yığın zırva…

Çarpıtılmış tarih ise, bir neslin azizliğini ve yüceliğini ortaya koymak adına safsataya sığınmaya, eğriyi doğru olarak tavzih etmeye giden bir çizgi oldu. Yavuz Sultan Selim’in küpe takması meselesini izahı meselesi bu minvaldeydi mesela…

Tam bu noktada saklı tarihe bir can simidi gibi sarılıyoruz; çünkü tarihin bu dehlizlerine çıkan yolları bir dönem bilinçli bir şekilde kapatanlar vardı. Ve dehlizler açılmaya, belgeler ortaya çıkmaya başladı.

Mustafa Armağan, Küller Altında Yakın Tarih başlığı altında şimdiye kadar beş kitap çıkardı. Her biri emek mahsulü, titiz araştırmaların sonucu… Öyle ki; arşivlerde toz yutup bir belgenin peşinde ömür çürütmek her babayiğidin harcı olmasa gerektir. İki binlerden bu yana devam eden bu titiz arkeolojik çalışmanın verimleri de her yıl bir kitap olarak önümüze geliyor. Çoğu yazı, dergi ve gazetelerde eskiz olarak yer alıyor önce, sonra kitap için bir araya gelirken bir düzenleme daha geçiriyor, en nihayetinde ortaya bu muhalled eserler çıkıyor.

Paşaların Hesaplaşması, bu serinin beşinci kitabı, altı bölümden oluşuyor. Kitaba adını veren birinci bölümde, nedense unutturulmaya, yok sayılmaya çalışılan milli mücadelenin diğer isimlerine; Kazım Karabekir’e, Fevzi Çakmak’a nazarlarımızı teksif etmemiz isteniyor. Ve belki de tarihte başka bir örneği bulunmaya zafersiz kumandanı nasıl muzaffer bir komutana çevirdiğimizin hikâyesini anlatıyor. Birinci elden kaynaklarla İnönü Paşa’nın yüceltilmesinin arka planı deşifre ediliyor. Tabiî ki amaç, bu ülkede gerek başbakanlık gerekse de reis-i cumhurluk yapmış bir ismi alaşağı etmek değil. Sebep; bir ismi yüceltmek adına girişilen bu anlamsız çabanın niçin’ini bulmak…

İkinci bölüm Bir Tarih Açılımı adını taşıyor. Bu bölümde; tarihimizin değiştirilen noktalarını okuyoruz. Mustafa Kemal Paşa’nın, devrin idaresi marifetiyle setredilen sözlerini, Nutuk’un yıllar yılı niçin basılmadığını, Lozan’daki inanılmaz hataları –aslında ihmalkârlığı– misak-ı milli içinde yer alan yerlerin daha sonra hiç sebepsiz “zaten Türk’ün yurdu değil” diyerek terk edilişini, hem de oralarda bir halkoylaması yapılması hemen herkesin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne iltihak etmek isteyeceklerini bile bile…

Üçüncü bölüm; Darbeler ve Menderes adını taşıyor. Sanırım, son zamanlarda 1950-1960 yılları arası üzerine yapılan birçok ciddi inceleme bu dönemi iyice açık hale getirdi, getirmeye de devam ediyor.

Diğer bölümler, sırasıyla; Kürt Açılımı, Sevr, Mondros ve Mütareke, Resmi Tarihin İflası adlarını taşıyor.

Evet; uzun yıllar dünyadan izole bir hayat yaşamaya mahkûm edilmiş, kendine güveni olmayan –hani elin adamları yapıyor diyenler var ya –ya abi bizden bir şey olmaz zihniyetindeki kedileri kastediyoruz- eski şanlı günlerden irticai propagandaya girmeyen, laik ve üniter devlet yapısıyla çatışmayan “tarihimizden altın sayfalar, Türk’ün üstün seciyesi ve ahlakı beyanında” bahislerle kendini avutan bir Türkiye’nin gerçeklere gözünü açması için, bu ve benzeri kitaplar çoğalmalı, okunmalı, gündeme oturmalıdır.

Bu yazi 24 Kasim 2010 tarihinde okudumyazdim.net te yayinlanmistir.




Bu haberle ilgili kitaplar
Bu haberle ilgili yazarlar