Seksenli yıllarla birlikte Müslüman kadının kimliğiyle ön plana çıkması, toplumsal hayatta daha etkin bir şekilde görünme isteği birilerini rahatsız etti ve kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan, ülkeyi kendilerinden ibaret sayan yasakçı zihniyet, yeni sınırlar çizmek, yeni yasaklar ihdas etmekten geri durmadılar. Özellikle üniversitelerde baş gösteren başörtüsü yasağı, katmerli bir zulüm olarak gündemden hiç eksik olmadı. Yasaklarla karşılaşan, bunu hayatında yaşayan ve bu yasaklara karşı mücadele eden, yazdıklarıyla Müslüman kadınlara öncülük eden kadın yazarlarımız söz konusu olduğunda hemen akla özellikle birkaç kadın yazarımız gelir. Edebiyat dünyası içinde de önemli işlere imza atan bu kadın yazarlarımız; Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ve Sibel Eraslan'dır. Bu dört ismin ortak özelliği, Müslüman kadının sorununu gündeme taşımaları ve bu konuda önemli işlere imza atmış olmalarıdır. Önemli öykücülerimizden olmalarına rağmen, kadını merkeze alan bir çabanın içinde olmaları öykücü yönlerini bir süre ikinci plana itti. Doksanlı yıllarda bu isimleri hep Müslüman kadını bilinçlendirme çabaları içinde görüyoruz. Yazımıza konu olan Yıldız Ramazanoğlu önemli kadın yazarlarımızdan birisidir. Edebiyat dünyası içinde kayda değer bir karşılığı ve saygınlığı mevcut. Bu durum bir edebiyatçının omurgalı duruşunun da bir göstergesidir.
Toplumsal hayatın normal seyrinde akmadığı, arızı durumların bireylerin hayatını altüst ettiği Türkiye "de öykü yazmanın her zaman ciddi bir karşılığı olmuştur. Modernleşmenin farklı bir şekilde algılandığı, toplumu ayakta tutan değerlerin tersyüz edildiği süreçten geçiyoruz. Adeta freni patlamış bir kamyonun çevrede oluşturduğu kargaşayı yaşıyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Hayatımızda çok şey değişti. Yaşam koşulları iyileştikçe, dünya nimetlerine kavuştukça bizden bir şeyler eksiliyor. Eksikliğini hissettiğimiz şeyleri hatırlatma, toplumsal karmaşayı anlamaya çalışmak için yazarız.
Şiir, hikâye, roman yazarın kaleminden vücut bulurken yaşadığı toplumda geçirdiği iç kanamaları, acıları, isyanları açığa çıkarır. Bu bir dert sahibi olanın tavrıdır. Bir yazar kendine birçok şeyi dert edinmişse, bu, yazdıklarına yansıyor demektir. Sonuçta Yıldız Hanım, dertli bir yazarımızdır. Yazdıklarının izini sürdüğümüzde bu olguyu rahatlıkla görürüz.
Çok yönlü bir yazar
Yıldız Ramazanoğlu. çok yönlü bir yazar olarak araştırma, deneme, roman ve hikâye türünde çalışmalara imza atarak, okuyucusunu oluşturmuş ve ciddi karşılık bulmuş bir isimdir. Yazar bugüne kadar önemli çalışmalara imza atmasına rağmen, "Bir iddiam yok, olan biteni yazarak anlamaya çalışıyorum" diyecek kadar da mütevazıdır. Yıldız Ramazanoğlu, yazdığı kitapların temeline kadını yerleştirmiştir. Türkiye'de ve yurtdışında kadın zirvelerine delege olarak katıldı. Yaptığı çalışmaları ve edindiği izlenimleri Bir Dünyanın Kadınları (Ekin Yayınları, 1998) adlı kitabında değerlendirdi. Yine aynı minvalde Feminizm ve Ezilmenin Çelişkileri (Pencere Yayınları, 1998), Osmanlı'dan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü (Pınar Yayınları, 2000) adlı araştırma-inceleme kitaplarını kaleme aldı. Son yıllarda ise edebiyatçı yönünü öne çıkararak belli aralıklarla yayımladığı öykü kitaplarıyla dikkate değer bir öykücümüz olduğunu okuyucuyla paylaşmıştır. İlk öykü kitabı olan Derin Siyah'la (Selis Yayınları, 2002) önemli bir çıkış yaptı ve TYB 2002 Öykü Ödülü'nü kazandı. Yazar, öykülerinde toplumsal gerçekliği seçtiği karakterlerinin gözüyle ortaya koyuyor, toplumdaki zihni karışıklığı anlamaya çalışıyor.
Bireylerin iç dünyalarında kopan fırtınaları, toplum içindeki gelgitlerini, bütün olup bitenleri sorgulayan, bir çıkış noktası bulmak için çabalayan insanların mücadelesine ışık tutuyor. Ayrıca olaylardan çok olaylar içindeki bireyin durumunu ön plana çıkararak bir nevi durum tespiti yapıyor. Bu da yazarın toplumsal hayatta bizzat yaşadığı baskıları, zorlukları, haksızlıkları öykülerindeki seçtiği karakterler üzerinden işliyor. Yazar, Derin Siyah'tan sonra Kırmızı (Selis Yayınları 2006), Zilha Günü (Timaş, 2008) adlı öykü kitaplarını yayımladı. Yıldız Hanım son olarak ismiyle dikkat çeken Angelika adlı öykü kitabıyla okuru selamladı.
Yıldız Ramazanoğlu, çok yönlü bir yazar olduğunu yazdığı eserlerle ortaya koydu. Öykü yazarlığının yanı sıra, İkna Odası (Pınar Yayınları, 2003) adlı kitapla roman türünü de denemiş oldu. 28 Şubat süreciyle bir paranoyaya dönüşen, bir cinnet halini alan başörtülü öğrencilerin dramı, kurulan "ikna odaları" baskının hangi boyutlara ulaştığını açıkça ortaya koyar cinstendi. Yıldız Hanım, bu zorbalığa İkna Odası adlı romanıyla ışık tutarak, toplumsal konularda ne kadar duyarlı bir yazar olduğunu gösterdi. Üniversite kayıt kuyruklarında başlayan, sonra "ikna odaları'nda devam eden, kendi inandığı hakikatler ile gelecek kaygısı arasında bir seçime zorlanan binlerce genç kızın hazin hikâyesi anlatılıyor bu kitapta.
Yazar, roman kahramanları Nermin, Seher ve Nuray'ın şahsında hayatları param parça olan genç beyinlerin yürek burkan öyküsünü incelikli bir bakış açısıyla ortaya koymuş.
İçimden geçen şehirler
Yıldız Ramazanoğlu'nun en önemli eserlerinden biri, benim de beğenerek ve büyük bir tat alarak okuduğum kitabı İçimden Geçen Şehirler'dir. (Selis, 2005) Yazar, belli aralıklarla ziyaret ettiği şehirleri kendi penceresinden anlatmış. Mekke, Saraybosna, Tahran, Londra, Frankfurt, Kıbrıs, New York, Stockholm, Sabra-Şatilla. Erivan, Şam ve İskenderiye şehirlerinde edindiği izlenimleri öykücülüğün sağlamış olduğu imkânları da kullanarak akıcı bir üslupla okuyucunun istifadesine sunmuş. Şehirlerin dili yazarın farklı bakış açısıyla önemli ayrıntılar sunuyor. Kitapta en ilgi çeken bölüm, yazarın Mekke ile New York'u ve İstanbul ile Ankara'yı karşılaştırması olmuş. Yazara göre İstanbul'un karmaşasına, koşturmacasına karşılık Ankara daha sakin, daha dingin bir şehirdir. Yıldız Hanım, İçimden Geçen Şehirlerde okuyucuyu seyri yüksek bir yolculuğa çıkarıyor.
Yazarın ikinci öykü kitabı olan Kırmızı (Selis.2006)'da ilginç insan manzaralarıyla karşılaşıyoruz. Büyük şehirlerin kenar mahallelerinde hayata tutunmaya çalışan insanların dünyasından ayrıntılar var. Yaşadığı mahalleden hiç dışarı çıkmamış olan Ayla'yı çıkacağı ilk yolculuğunda uğurlamak için tren garına kadar giden annesi Zeliha'nın çocuk, genç, yaşlı insanların davranışlarından yola çıkarak tespit yapıyor, insan hallerini anlatıyor. Televizyonda kadın programı yapan sunucunun ekran karşısında nasıl başka bir şeye dönüştüğü, mahallede ekrana çakılı kalan kadınların ruh hali tahlil gücü yüksek bir anlatımla yansıtılmış. Günübirlik hayatımızda ıskaladığımız kahramanları içinde barındıran ve satırlar arasında okunmaya değer başka öyküler...
Yıldız Ramazanoğlu, üçüncü öykü kitabı Zilha Günü'nde (Timaş, 2008) çıtayı biraz daha yükseltmiş. Kitapta altı hikâye yer almış. Diğer öykülerde olduğu gibi, bu öykülerin merkezinde de kadın var. Gözlem gücü yüksek bir kadın yazarın, kadınların dünyasında ayrıntılı bir gezinti yapması, gerçekçi tahliller sonucu okunmaya değer hikâyelerin ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Sonuçta yazar, söylenen ve paylaşılandan ziyade, insanların zihin dünyasında yaşananları açığa çıkarmayı, farklı kültür ikliminde yaşayan insanları gündeme getirmeyi ve toplum düzeyinde yansımalarının perde arkasını, bireydeki karşılığının ne olduğunu işaret etmeyi ihmal etmiyor. Zilha Günü hikâyeleri bu bağlamda önemli bir göstergedir.
Bağdat Fragmanı (Timaş, 2008), yazarın Doğu Konferansı'nın aktif bir üyesi olarak yaptığı seyahatlerde izlenimlerini çarpıcı bir bakış açısıyla yansıttığını görüyoruz. Emperyalist zalimlerin Müslüman dünyasında, özelikle de Irak'ta işledikleri vahşet, kitabın dikkat çeken bir konusu olmuş. Önce Afganistan'da başlayan vahşet, bugün Irak'ta katmerli bir şekilde sürmektedir. Bu kitapta Ortadoğu'nun can yakan meseleleri duygu ve düşünce bağlamında yoğun bir bakış açısı ortaya konmuş. Sadece Irak'ta değil, Türkiye'de ve diğer Müslüman ülkelerde zihinlere, düşüncelere karşı yapılan saldırılara karşı bir siperden bahseden ve aynı hisleri uyan bir kalpte birleşme çağrısı. "Önce Bush tüm dünya Müslümanların Ramazanlarını tebrik etti. Amerika'da Müslümanlar Beyaz Saray'da iftar yemeği yerken, güya kalplerimiz kazanılırken, yeryüzünden bir İslam şehri siliniyordu, tonlarca bomba oruçlu insanların üzerine yağdırılarak..."
Son eseri
Yıldız Ramazanoğlu, Derin Siyah, Kırmızı, Zilha Günü adlı öykü kitaplarının ardından yeni bir öykü kitabıyla çıka geldi.
Kitap, birbirinden kıymetli yedi hikâyeden oluşuyor; At Hikâyesi, Angelika'nın Unutuşu, Alissa Yolu, Müberra'nın Kaydetmesi, Hüküm, Şairle Randevu ve Sinemacı Kadınlar. Yazar, bu kitapta da yer alan hikâyeleri yine kadın unsurunu ön plana çıkarmış. Yaşananlar kadınların gözünden anlatılıyor. Kadınların dünyasına derinlikli bir yolculuk var. Yazar, kitapta dikkat çeken iki hikâyeyi de yabancı kadınlar üzerinden kurgulayarak önemli bir mesaj vermiş. Kitabın ismi olan Angelika, oldukça ilgi çekici, bir o kadar da şaşırtıcı.
Mühendislik okumak için Almanya'ya giden, önce kiracısı olduğu aileyle sonraları yakın bir dost olan Türk mühendisin, Alman aileyi Türkiye'ye davet etmesiyle hikâye enteresan bir boyuta taşınıyor. Alman aile ile kurulan sıcak dostluk, zamanla bu ailenin Müslüman olmasını sağlayacak kadar ileri safhaya taşınıyor. Alman ailenin Müslüman olması dolayısıyla yapılan tören, çevredeki yankısı, yaşanan şaşkınlık ve heyecan hikâyeye renk katmış. Hikâyenin can alıcı noktası ise Alman ailenin küçük kızları Angelika'yı bir yıllığına Türk ailenin yanına bırakıp, Türk ailenin erkek çocuğunu yanlarına alıp Almanya'ya dönmeleri olmuş. Angelika'nın bir yıl kadar kaldığı Türkiye'de yaşadıkları, içinde bulunduğu ruh hali, psikolojik yansımaları başarılı bir şekilde tahlil edilmiş. Diğer dikkat çekici hikâye ise Alissa Yolu adlı hikâye olmuş. Türkiye'ye gelin olarak gelen Alissa'nın şahsında Avrupalı kadının yabancı bir ülkede yaşadıkları, çelişkileri, Avrupalı da olsa kadının dünyanın her yerinde aynı açmazları yaşaması kaçınılmaz oluyor. Sonuçta kadın olmak bütün sınırları ortadan kaldırıyor. Kadının yaşadığı çelişkiler, açmazlar farklılık arz etse de her yerde benzerlik gösteriyor. Müberra'nın Kaydetmesi adlı hikâyede ise, çocukluğu ve gençliği sınırları çizilmiş dar bir alanda geçen, artist olma hayalini çocukluğundan beri kafasında kuran genç bir kızın evlendikten sonra değişen hayatı, buna karşılık değişmeyen hayali ilgi çekici ayrıntılarla, gözlem gücü yüksek bir bakışla anlatılmış. Ayrıca yazar olmak için onca zorluğa katlanmak zorunda kalan, erkek egemen bir toplumda bir türlü anlaşılmayan ve kendi kurduğu iç dünyasına dalıp giden kadına; önemli bir şairle buluşacak olan genç kızın duyduğu heyecana kadar kadınların dünyasını sahici bir bakışla irdeleyen birbirinden çarpıcı hikâyeler, Angelika'yı okunmaya değer kitaplar sınıfına sokmuş. Yoğun şehir hayatı içinde zaman mefhumunun unutulduğu, hep acelesi olan, bir yerlere yetişme telaşını yaşayan insan her defasında hayatı anlamlı kılan birçok şeyi ıskalıyor. Bu nedenle toplum, aile, birey arasında bir uyumsuzluk, bir huzursuzluk, bir kopukluk yaşanıyor. Yıldız Hanım, tam da bu noktada devreye giriyor. Sorumluluk hissiyle hareket ederek hikâyelerinde gerçekçi mesajlar veriyor, unuttuğumuz birçok şeyi bize hatırlatıyor.
Yıldız Ramazanoğlu, kitaplarında akıcı ve sade bir dil kullanıyor. Kelimeleri yormuyor. Dolambaçlı yollara sapmıyor. Meramını anlaşılır cümlelerle anlatıyor. Anlatılanlarda içtenlik ve samimiyet bütün çıplaklığıyla kendini gösteriyor. Karakterlerin seçimi, karakterler üzerinde yapılan analizler oldukça başarılı. Sıradan gibi gözüken öyküler aslında çoğu kez görmezlikten geldiğimiz, yok saydığımız birçok olguyu da gündemimize taşıyor. Toplumun yarısını oluşturan kadınların erkek egemen bir toplumda yaşadıkları ancak bu kadar sahici bir dille anlatılabilirdi. Doğrusu yazar bu ahengi çok iyi yakalamış. Yazdıklarında bir iddia sahibi olmaktan ziyade bir durum tespiti var. Bu açıdan bakıldığında anlatılanlarda bir zorlama yok, aksine doğal bir akış var.
Popüler olana kapılarını kapayan yazar, sağlam bir duruş ortaya koyarak okuyucuda ciddi bir karşılık buluyor. Toplumsal algısı yüksek bir yazar olan Yıldız Hanım, çıkan her yeni kitabında ismini biraz daha yukarıya taşıyor.